İçimi boğan,izmaritlerin kültablasından taşmasına neden olan ve beynimi düşünceler mengenesinde her an daha fazla sıkıştıran bu iğrenç şey de nedir? Hey size söylüyorum duvarlardaki gölgeler! biliyorum hepiniz cansızsınız, sadece etraftaki eşyaların kalıntılarısınız.Beni korkutamazsınız! diye bağırdı çocuk
Günlerdir doğru dürüst uyku yüzü görmemişti çocuk ve işin daha vahim tarafı uykusuzluğunun sebebini bilmiyordu.İçinde onu yoran ve bunaltan bir his vardı ama daha ne olduğunu anlayamıyordu.Bütün bu uykusuzluğu sigara ve çayla desteklerken anlamlı,anlamsız her durum için plan yapıyordu.Kah piyango çıkarsa yapacaklarını düşünüyordu uzun uzun,kah evlerine hırsız girerse yapacaklarını,yada olurda bir finansör çıkarsa kuracağı işleri.Ancak herşeyden çok ne hakkında plan yaptığını masasında duran kitaplar eleveriyordu.Annesinin girmesine izin vermediği odasındaki masa; günlerdir temizlenmemenin verdiği rahatlıkla herzaman açık olan pencereden giren tozun meskeni olmakla kalmamış aynı zamanda dünya seyehati ile ilgili kitapların,deniz haritalarının,daha önceden seyehat eden kişilerin seyir defterlerinin ve denizcilik kitaplarınında yerleşkesi haline gelmişti.Her anı nı bu düşüncelere ayırmış gibiydi çocuk, duvarında asılı duran dünya haritasının üstündeki notlar giderek haritayı kaplamıştı.
Başka yolu yok çıkıcam bu dünya turuna diye söylendi çocuk
Değişik birsürü rota içinden daha önceden denenmiş olanlara daha sıcak bakıyordu ancak rotaların,gidilecek yerlerin hatta kalınacak koyların bile listesi hazırken dünya turuna elverişli bir teknesi yoktu.
Bu böyle olmayacak, kesinlikle bu maceraya uygun bir tekne bulmalıyım ve onu bu seyehata hazırlamalayım diye düşündü çocuk.
Peki ama nasıl? işten aldığı üç kuruş maaş la bu tekneyi almaya kalksa 50 yaşına geldiğinde,direksiz bir hurda alabilirdi ancak.Sigarasını daha bir derin çekerken gerçekten işe yarayacak bir yol düşünmeye çalıştı ama bu öyle "hırsız gelirse naparım" sorusunun cevabı kadar kolay bir soru değildi.Aslında istediği öyle ahım şahım bir yelkenli yat değildi.Sadece içinde tek başına dünya turunu tamamlayacak ve erzak stoklayacak kadar büyük, deli dalgalara direnebilecdek kadar kuvvetli olsa yeterdi.
Allahım bu uykusuzluk bitiriyor beni.Sanki tamamlamam gereken bir görev varmış ve tamamlayıncaya kadar uyumam yasaklanmış gibi hissediyorum.Aslında aynı o ünlü romandaki Kaptan Ahad gibiyim; beyaz balinanın peşinde haftalarca,aylarca o okayanusdan,bu okyanusa dolaşan kaptan Ahad da, gecelerce uykusuz güvertede volta atmıştı.Fakat sonu balina için güzel,Ahad için kötü biten bir kitaptı diye düşündü.Acaba bende Ahad gibi deliriyormuyum,yoksa bende bu dünya seyehati olayını sırf kişisel bir hırs haline getirdim ve bu takıntım beni delirtiyormu?!
Fakat hayır bu kişisel bir hırs değil! benim yerimin denizler olduğu apaçık ortada.Üstelik bu kirli,nankör,ruhsuz,acımasız ve aç gözlü şehirde nekadar yaşayabilirim ki? diye düşündü ve bu düşüncelerini doğrulamak için o günkü gazetenin iç sayfalarından bir haberin başlığını yüksek sesli okudu "yardım etmeye çalıştığı yaşlı kadın,kendisine yardım eden kızı kaçırarak öldürdü" ve haberin içeriğini okumaya devam etti trafiklambalarının bozuk olduğu yolda karşıya geçmek isteyen yaşlı kadına yardım eden kız,kadın tarafından bayıltılıyor ve bir taksiyle şehrin ortalık bir semtine götürülüyor.Kadın taksiciden baygınlık geçiren kızını taşıması için yardım istiyor ve gerçek ertesi gün kızın cesedi bulununca ortaya çıkıyor.Kızın türlü organları vicudundan alınarak öldürülmüş ve cesedide bir çöp konteynırına atılmış!
Allahım artık yardım isteyen yaşlı teyzelerede güvenmeyeceksek kime güveneceğiz diye düşündü çocuk? ve devam etti yine Para! zaten bu dünyada herşey para için yapılır hale gelmiş.Gastedeki bütün haberlerin sebebi para; ünlü manken çıplak yakalandı,neden para! 8 çocuğu ve yatalak kocası olan kadın fahişelik yaptı, neden para! banka taksitlerini ödeyemeyen memur rüşvet aldı,neden yine para hatta kahrolası teknemle dünya seyehatine çıkamamamın nedeni yine lanet olası PARA!
Bir zaman makinesi icat edebilseydim tek yapmak istediğim şey heralde Lidyalıları yok etmek olurdu diye söylendi!Bide O kızla tanışmamak isterdim diye ekledi sessizce.
Evet kız.O en önemli zamanda onu terkeden,verdiği bütün sözleri bir lokmada yutan ve çocuğun bu çaresiz hallere düşmesine neden olan O kız! Artık izmaritine kadar yanmış sigarasını söndürüp yeni birtane yaktıktan sonra düşünmeye devam etti, geçen hafta şans eseri karşılaşmıştı kızla.Aslında çocuk sadece çok sevdiği deniz kenarında yürüş yapıyordu fakat deniz kenarındaki pahalı restoranların birinde kız ve bir adamı sarmaş dolaş görmüştü ve uzaktan seyretmişti.Kız çok mutlu gözüküyordu,adamda öyle tabii, aslında burda tek mutsuz olan çocuktu! kızla adam birbirlerini öpücüklere boğuyor kalan zamanda ise şişesinden çocuğun maaşı kadar olduğu anlaşılan içkilerini içiyorlardı.O dakika ne yapacağını,ne düşüneceğini şaşırmıştı çocuk.içinde çok derin bir öfke ve daha yoğun bir kaçma isteği vardı.Üzerinden bu kadar zaman geçmesine rağmen kızın başka biriyle bir ilişki yaşaması ve işin garibi onların mutluluğu adeta delirtmişti çocuğu.Hızlı adımlarla ordan uzaklaşırken titreyen ellerine hakim olamıyor,yutkunacak tükürük bulamıyor ve sanki bir demir yumruk kalbini sıkıştırıyor gibi hissediyordu.
O günü tekrar yaşayan çocuk sigarasından deribi nefes aldı ve yüksek sesle konuştu
-NEDEN?,TABİİ Kİ PARA!
Bu düşüncelerle pencereden görünen aya baktı ve sanki ayla konuşurmuşçasına
-Sende o koskoca karanlık içinde benim gibi yanlızsın, sende aynı benim gibi başkasının gönderdiği ışıkla etrafını aydınlatmaya çalışıyorsun. ve sende benim gibi yüzüne aldığın sayısız darbelerle yaşlanıyorsun! peki ama neden hala ordasın? NEDEN BEN DE HALA BURDAYIM!!!
Bu sözler ağzından döküldükten kısa bir müddet sonra Ay bir anda göz kamaştırırcasına parladı ve bu yüksek ışık hızla çocuğun odasına girdi.Çocuk ne olduğunu anlamaya çalışırken,
Merhaba çocuk diye bir ses duyuldu.Çocuk gelenin Diana olduğu sesinden anlamıştı.
-Hoş geldin Diana dedi çocuk.
-Hoşbulduk
dedi Diana ve devam etti
-Bukadar içten,bukadar hüzünlü ve bir o kadarda nefret dolu sözleri bana bakarak söylemen beni çok etkiledi dedi.
-Aslında bazen beni duyabildiğinizi unutuyorum.O yüzden seni kırdıysa kusura bakma dedi çocuk
Diana
-Hayır beni kırmadın,aslında sanki benim ağzımdan konuştun.Biliyorum seninle tanışmamız çok hoş olmadı ama senin bukadar duygulu olduğunu farketmek beni buraya getirdi.Ansızın geldiğim için özür dilerim dedi
Çocuk
-önemli değil zaten rüzgardan alışığım ben misafirlere.Gerçi sizlere bir şey ikram edemiyorum ama kusura bakma dedi alaycı bir dille
Diana
-Evet ikram dedi,güldü ve devam etti biliyormusun kimse bana bir şey ikram etmedi bugüne kadar.Tamam benim için adaklar adandı,kurbanlar verildi ama bu ikram farklı birşey.Karşılık beklemeden sadece misafir olduğun için sana sunulan ve içten gelen bir şey.
-Hiç böyle düşünmemiştim diye cevap verdi çocuk
Diana
-Ee anlat bakalım neden bukadar canın sıkkın,neden bu kadar dertlisin
Çocuk
-Aslında çok bir neden yok.Sadece bu lanet şehirden ve monotonlaşmış hayattan bıktım.
Diana
-Sen birde benim yerimde olsan neyapardın acaba? milyonlarca yıl yanlız kalmak,sana verilen sıfatların ve değerlerin elinden alınması ve dertlerini dinleyecek tek bir dostunun bile olmaması ne demek biliyormusun?
Çocuk
-Sen bu tanrıçalık işine biraz fazla kafayı takmışsın.Boşver kimse sana tanrıça demese ne olur yani? ayrıca dostum yok diyorsun ama bizlerin yarattığımızı söylediğiniz okadar tanrı senin arkadaşın dostun değilmi? mesela ben rüzgarla,pardon eolos la konuştuğumda kendimi çok iyi hissederim.Sen neden onunla konuşmuyor dertlerini anlatmıyorsun?
Diana
-Ne rüzgarla ben neden mi dertleşmiyoruz?! birde o huysuz ihtiyarla dost mu olucağım yani? saçma saçma konuşma çocuk.İki dünya bir araya gelse ben o zavallı tanrıcıkla bir araya gelmem.Ben koskoca Doğa,Bereket ve ay tanrıçasıyım o sümsük rüzgar efendisiyle ne işim olur?!
Çocuk
-İyide sen artık tanrıça değilsin.Ayrıca inan bana rüzgar çok iyi bir dost.Bence en azından onunla konuşmayı denemelisin.
Diana
-Neyse boşver şimdi rüzgarı diyerek geçiştirdi ve devam etti diğer tanrılarlada konuşmak o kadar kolay değil.Kimi senle konuşmayacak kadar burnu havada,kimide aynı rüzgar gibi konuşmaya değmeyecek kadar küçük tanrılar.
Çocuk
-Bu statü meselesinden nefret ederim.Düşünsene herkes birbirinden farklı olmak zorunda değilmi o zaman bu statü meselesini bukadar kafaya takan birinin yanlız kalması şart.Ayrıca bende statü olarak senden düşük değilmiyim sanki? nede olsa bir faniyim.
Bu konuşmalar olurken açık pencereden içeri hafif bir esinti oldu ve rüzgarın sesi duyuldu.
-Hayır küçük dostum.statü olarak bizden düşük değilsin!aslında sen hepimizden yücesin çünkü siz bize inanmadığınız müddetçe biz tanrı falan değiliz.
Çocuk sevinçle
-Hoş geldin yüce dostum dedi ve ekledi sen bu statü meselesine inanmıyorsun değilmi?
Diana lafa girerek,
-kahrolası ihtiyar, beş dakika olsa bir faniyle yanlız konuşmama dayanamadın değilmi? hem zavallısın hemde kıskançsın dedi
Rüzgar kızgın bir dille,
-Diana hatırlatırım ki küçük dostumuzla aramıza giren ilk sen oldun,hem ayrıca ben aranıza girmek değil hep beraber konuşmak istidiğim için geldim.dedi
Çocuk
-İşte benimde bahsettiğim buydu,neden sanki hep beraber sohbet edemiyoruz?
Diana
-Asla zaval bir tanrıcıkla sohbet falan edemem,herkesin yerini bilmesi lazım.
Rüzgar
-Uranos'un tohumu olduğun nekadar da belli Diana aynı onun gibi kibirlisin.Ama sırf bu kibirin yüzünden yanında kimse yok!
Çocuk
-Uranos'da kim dedi şaşkın bir dille
Diana
-Kendisi benim en sevdiğim atalarımdandır ayrıca Gök tanrısıdır.Yer tanrısı Ainos ile birlikte bütün tanrıların atalarındandır
Rüzgar
-Ayrıca son derece kibirli ve kendi çocuklarını yiyecek kadar gaddardır da. diye ekledi
Biraz kafası karışan ortada dönen atışmaya dikkat etmeye çalışsada bir an için problemlerini unuttuğunu haturladı ve hala tartışmaya devam eden Diana ve Eolos a dönüp.
-Biran olsun tartışmayı bırakıp benim problemime odaklanırmısınız lütfen diye yakındı
Sessizliği rüzgar bozdu ve
-Hayırdır küçük dostum,ne konuda yardım etmemizi istersin? diye sordu
Çocuk
-Biran önce dünya seyehatine çıkmalıyım ancak bunu gerçekleştirecek teknemde,paramda yok! ve ne yapacağımı bilemiyorum dedi.
Diana
-Boşver ne yapacaksın dünya seyehatini,sen en iyisi karada kalıp zengin olmaya bak.hem böylelikle sana hizmet edecek hizmetçilerin,bir dediğini ikiletmeyecek uşakların olur dedi
Rüzgar araya girerek
-Allah aşkına biran olsun şu kibirini köşeye koy Diana! küçük dostumuz bir denizci ve ancak denizde mutlu olabileceğini düşünüyor.
Çocuk
-Rüzgar doğru söylüyor Diana, hem ben öyle hizmet edilmekten hoşlanmam.Beni çok sıkar öyle işler.Tek istediğim bir tekneye sahip olup dünyayı dolaşmak ama teknem yok dedi.
Konuşmalar uzarken hava aydınlanmaya başlamıştı
Diana
-Kusura bakmayın ama benim gitmem gerek.Bu arada hiç fena bir akşam değildi her ikinizede çok teşekkür ederim.Ve eolos lütfen diğer tanrılara senle zaman geçirdiğimi anlatma dedi.
Çocuk teşekkür edip gülegüle dedikten sonra Diana,Eolosun konuşmasını beklemeden geldiği kadar parlak ışığıyla odayı terk etti.
Rüzgargar Diananın arkkasından kısa bir müddet söylendikten sonra,
-Sen ne zamandır uyumuyorsun? diye çocuğa sordu.
Çocuk
-Günlerdir doğru dürüst uyumadım. Sanırım uykusuzluğumun nedeni kafamdaki bu sorular dedi.
Rüzgar
-Uyumalısın ama!dedi ve ekledi hem üstelik şimdi kendini bukadar yorarsan bu dünya seyehatine nasıl hazırlanacaksın? diye sordu,
Çocuk
-Rüzgar zaten bu seyehate çıkmak için gerekli tekne olmaması,uyuyamamın en önemli sebeplerinden lütfen dalga geçme benimle dedi.
Rüzgar
-Sen merak etme, ben o problemi çözmeye çalışıcam.Fakat senden tek isteğim kendine iyi bakman.Şimdi lütfen gönlünü ferah tut ve birazcık uyu dedi.
Çocuk
-Gerçekten bir tekne almama yardım edebilirmisin? diye sordu
Rüzgar
-Dostum ben rüzgarım.Bir denizci olarak bana inancı yokmu? diye sordu
Çocuk
-Tabiki var ama. demeye kalmadan
Rüzgar
-Tamam öyleyse hadi şimdi sen yat.Bende gidip neler yapabileceğimi düşüneyim dedi.
Çocuk
-Sen gerçekten benim için çok önemli bir dostsun rüzgar.Kendine iyi bak hoşçakal dedi
Rüzgar odadan hafif bir meltem eşliğinde çıktı ve çocuk günlerdir süren uykusuzluğuna inat yatağa başını koyup, gözlerini yavaşça kapayıp,yapacağı dünya seyehatini rüyasında da görmeyi umud etti.
Monday, 1 September 2008
Thursday, 28 August 2008
Ertesi sabah
Eski dostu çalar saat bangır bangır öterken ve annesi kapasını çalıp işe geç kalacağını söylerken ne ara eve gelipde uyuduğunu anlamaya çalışıyordu çocuk.Alla allah diye mırıldandı.Sanki 5 dakika önce, Su yanından ağlayarak uzaklaşmıştı.
Kalkıp duşa girdi,traş oldu,annesinin hazırladığı kahvaltıyı alel acele yedikten sonra kocaman bir öpücükle veda edip kendini dışarı,azgın şehirin acımasız kollarına attı.Annesi onu yolcu ederken ne kadar da saf bir sevgiyle 'seni seviyorum' demişti.Oda annesini çok seviyordu şüphesis ancak bu dünyada tek sevdiği kadının annesi olmasıda bir yandan korkutuyordu onu.
Alel acele otobüs durağına giderken otobüsünün kalkmak üzere olduğunu farketti.Otobüsün peşinden bağırarak koşması işe yaramış olucakki otobüs biraz ilerde durdu ve şöför söylenerek çocuğu içeri aldı.Nefes nefese kalmıştı çocuk. İçerdeki kalabalığın bakışlarından birazcık rahatsız olduysada ayakta paslı demire tutunarak yolculuğuna başladı.
Bir zaman sonra göğsüne bir ağrı saplandı,nefes alması zorlaştı ve kalbi sanki hiç yavaşlamayacakmış gibi hızlı atmaya başladı.Sırtından soğuk terler boşlarıken önce dizlerinin üstüne sonrada yüz üstü yere düştü.Bütün vücudu titriyordu ve etrafdakilerin sesi sadece boğuk gel gitler halinde duyuluyordu.Bir şekilde sırt üstü döndüğünü ise titreyen topuklarının yere vurmasından farketti.Bütün puslu durumun arkasında büyük bir koşturmaca olduğunu ise gayet net anlıyordu ancak beyni karıncalanmaya başlamıştı,hiç bir yerini isteyerek kıpırdatamıyor aksine istemdışı olarak devamlı titriyordu.Etraftan garip düdük sesleri duyulurken, hiç tanımadığı adamların ona telkin etme çabaları olarak algıladığı konuşmalara cevap vermek istiyor ancak konuşamıyordu.Sonra gözleri önce hayatında gördüğü en parlak flaş patlamasına şahit oldu ardından ise karardı.
-Ne o akşam,feneri nerde söndürdün bakalım? hey sana diyorum,bak patron gelirse yine avaz avaz bağırıp durur.Alooo beyim?
kafasını masasından yavaşça kaldıran çocuk,yanı başında onu kaldırmaya çalışan serpile bakıp içinde olduğu durumu anlamaya çalışıyordu ki
serap
-Günaydın beyefendi,gece kimbilir nerelerde sürttünde burada bayıldın? diye sordu.
çocuk,hala neler olduğunu sorgularken,seraba dönüp
-Tamam serap kalktım,insan böyle mi kaldırılır allah aşkına diye serzenişte bulundu.
serap
-Afedersiniz küçük bey,aslında kahvaltı tepsinizi yatağınıza getirip yanağınıza ufak bir öpücük konduracaktım fakat,OFİS DE OLDUĞUMUZU HATIRLADIM!! ohh ne ala biz işinizi kurtaralım siz birde azar çekin bize,neyse al şu çayıda ayıl! diyerek çocuğa ziftten biraz daha açık olan çayı uzattı.
Çocuk
-Kusura bakma serap sanırım kötü bir rüyadan kalktım,ama çok gerçekçiydi.neyse saat kaç? yapılacak bir sürü iş vardı diye sordu.
Serap
-Neyse önemli değil.Saat 10 oldu sabah teslim etmen gereken evrakları cem götürdü,artık gelince kendisine teşekkür edersin.Ben işime dönüyorum diyerek, masasına döndü
Masa da duran bilgisayarına anlamsızca bakarken hala gördüğü rüyanın şokundaydı.Nasıl olurda bir rüya bu kadar derinden etkilerdi onu.Üstelik ölüm korkusu onun için nerdeyse korkuların en zayıfıydı.
Bütün gün ordan oraya işleri yapmak için koşturmacayla geçti.Artık çok sıradan bir hale gelmiş bu işleri bitirince eve gitmeden önce deniz kenarında bir çay içmek için herzaman ki çay bahçesine gitti.Artık garsonlar onu tanıyorlardı taburesine oturduğunda elinde askı yla garson geldi ve
-buyur abi, az demli çayın dedi.
Çocuk teşekkür ettikten sonra çaya şekerleri attı ve erimesini beklmeden karıştırmaya başladı.Bayılıyordu denize karşı karıştırdığı çay bardağından çıkan sese.Aslında birçok kişiye komik gelebilirdi ama bazen sırf bu sesi duymak için bir iki çay fazladan içiyordu.Bir süre denizi seyrettikten sonra gözü arkasındaki caddenin karşı kaldırımında, yerde bir kartonun üstüne uzanmış adama takıldı.Aslında bu berbat şehirde herzaman gördüğü bir manzaraydı böyle evsizlerin yerde yatması.Ama çocuğa değişik gelen adamın elindeki kalın kitabı dikkatle okumasıydı.Çayının son yudumunu hızla içti ve garsonu çağırdı çocuk.
Çocuk garsona dönerek,
-Bana az demli bir çay lütfen,birde şu karşıda yatan adam kim allah aşkına?
Garson
-Aslında biz de tam tanımıyoruz ancak aylardır buralarda kalıyor,evsizmiş,gündüzleri sağda solda çöp topluyor,akşamları ise rüzgardan korunan bir yere karton serip kitabını okuyor.Biraz acayip bir adam.Diyip çayı getirmeye gitti
Çocuk merakına yenilip adamın yanına gitmeyi ve ona bir çay ısmarlamaya karar verdi.Karşı kaldırıma geçerek yerde oturan adamın yanına yaklaştı ve
-Merhabalar,çay bahçesinde çay içiyordum ve sizi görüp tanışmak istedim acaba size bir çay ısmarlayabilirmiyim? diye sordu.
Adam çocuğu aşağıdan yukarı süzdü ve eski gözlüklerinin üstünden bakarak
-Ne istiyosun? diye sordu.sesinde yılların yorgunluğu ve yılgınlığı vardı.
Çocuk
-Aslında hiçbirşey istemiyorum sadece sizinle tanışmak,beraber sıcak bir çay içmek ve konuşmak istiyorum dedi.
Adam
-Ne yani bugün kimsesizleri sevindirme günümü? bırak allah aşkın çocuk.kişisel tatmin elde etmek için git başka bir evsiz bul! benim yapacak daha önemli işlerim var!
Çocuk
Lütfen rica ederim.sadece bir bardak çay içicez.hem gelmezseniz sabaha kadar başınızda gelmenizi beklerim dedi.
Aslında normalde bukadar ısrarcı olmayan çocuk,üstelik ipsiz sapsız bir adama nasıl olupda bukadar ısrar ettiğine anlam verememişti fakat adam ayağa kalktı ve beraber çay bahçesine yürümeye başladılar.
Adam
-gece gece başıma bela oldun çocuk! sen gelmeseydin ne güzel kitabımı okuyacaktım. dedi
Hafifçe tebessüm eden çocuk adama dönerek
-buyrun buraya oturun.diyerek yer gösterdi ve garsona da çay söyledi.
İlk yarım saat birbirlerini tanıtmakla geçti,adam gerçekten çok kültürlü biri gibi gelmişti çocuğa.Tam konuşmanın ortasında bir an çocuk denize daldı.
Adam
-Hayırdır çocuk? daldın gittin? diye sordu
Çocuk
-Hiiç sadece öylesine diye cevap verdi.
Adam
-Hayır çocuk bu öylesine bir dalış değildi.Ben bu bakışı biliyorum.denize öyle bakan sadece bir deniz aşığı olabilir.Sen bence sadece sabah işe gidip akşam işten eve dönen bazende deniz kenarında çay içen biri değilsin.Farkında olmayabilirsin ama bence senin kanında deniz suyu var.
Çocuk hafif gülerek birazda etkilenerek
-Aslında ben bir yelkenciyim,ve dediğiniz gibi bir deniz aşığıyım birgün tekneme atlayıp tekbaşıma dünyayı dolaşacam.dedi
Adam,
-Ben anlamıştım senin denizci olduğunu. hatta şimdi daha iyi anlıyorum neden burda çay içme teklifini kabul ettiğimi.Biliyormusun ben normalde çok az kişiyle çok az konu konuşurum, fakat senle nerdeyse son 2 aylık konuşmam kadar konuştum.Demek sende denizcisin heee VAY VAY VAYYYYYY.dedi
ve arkasındaki garsona biten bardakları gösterip.Bize 2 çay daha getir muhabbet koyulaştı dedi.
Çocuk kendisine şüpheyle bakan garsona kafasıyla herşey yolunda diye işaret ettikten sonra adamın ilk defa capcanlı bakan gözlerinin içine bakıp.
-Nedemek sende mi denizcisin? asıl sizde mi denizcisiniz?
Adam neşeli ve heyecanlı bir şekilde,
-Evet! tabiki bende denizciyim,üstelik senin isteğini nerdeyse tamamlamış dünyayının nerdeyse bütün denizlerini görmüş bir denizciyim.Yıllarca ticaret gemilerinde gemicilik yaptım birçok deniz birçok ülke gördüm.Fakat tabiki senin istediğin gibi istediğim yere gidemedim, tek başıma değildim ve yelkende kullanmadım.Fakat inan bana, o bile harikaydı.hayatımın en güzel günleriydi!
bu arada çaylar gelmişti.Adamda çocukda şekerlerini atıp karıştırmaya başladılar.sonra ikisi birden bir an durup,birbirlerine bakarak güldüler ve devam ettiler
Çocuk heyecanla
-bana gördüğün yerleri anlatırmısın.bende orda olmayı hissetmek istiyorum dedi.
Adam uzun uzun anlatmaya başladı.Avrupa şehirleri,amerika,galapagos adaları ve fiji adaları.Ama çocuk en çok okyanusu öğrenmek istiyordu.Adam bir saatten fazla anlatmıştı nerdeyse.Çocuk birden adama
-Peki ama okyanuslar nasıl dedi? okyanusları anlat bana,o yüce vahşi sonsuz denizleri anlat lütfen dedi!
Adam biraz şaşırmış bir şekilde
-Ne yani sen dünyayı gezmek istiyorsun ve okyanusu mu merak ediyorsun? diye sordu ve devam etti sen gerçekten tam bir deniz aşığısın çocuk!
Çocuk
-Sanırım öyleyim dedi hafif mahçup bir şekilde ve devam etti ama gerçekten en çok okyanusu merak ediyorum.
Adam önce çayından bir yudum aldı ve çocuktan bir sigara daha isteyip yaktı.
-Okyanus hem korkutucu,hemde güven verici bir yer çocuk.Çokta enteresan biryer düşüne biliyormusun uçan balıklar var,dalgalar çok büyük ama okadar büyük ki sen dalga olarak bile hissetmiyorsun.Genelde durağan ama bazen öyle bir patlıyor ki şerrinden kurtulmak çok güç.Ama en güzel yanı geceleyin karanlıkda güverteye sırtüstü uzanıp yıldızlarla dolu gökyüzünü izlerken rüzgarı dinlemek şüphesiz.
muhabbet böyle uzayıp gitmişti ve gelen garson artık kapattıklarını söylemişti.
Adamla beraber çaybahçesinden ayrılan çocuk yolun karşısına geçti ve adamın o gecelik evine geldi.
Çocuk adama dönüp
-Benimle kal demek isterdim ama malum annemle kalıyorum dedi.
Adamsa,
-önemli değil çocuk ben zaten alışığım buralarda kalmaya üstelik denize de yakın oluyorum bu sayede dedi.
Çocuk adama veda etti,arkasını dönüp yürürken adam
-Çocuk(!) diye bağırdı ve devam etti.Bu şehir senin, benim gibileri yutar bizim yerimiz deniz! benden geçti artık, fakat sen bunu yapabilirsin! ne olursa olsun vazgeçme! o çok istediğin dünya seyehatine çık!
Çocuk adamın dediklerini dinledikten sonra arkasına döndü yürümeye başladı ve bir sigara yakıp derin derin içine çekti.Evine geldiğinde saat çoktan çalar saatin yıllardır çaldığı saate geliyordu.Yatağına yatıp başını kaldırıp pencereden görebildiğince yıldızlara bakarken adamın sözleri kulaklarındaydı "Okyanusun en güzel yanı geceleyin karanlıkda güverteye sırtüstü uzanıp yıldızlarla dolu gökyüzünü izlerken rüzgarı dinlemekdir şüphesiz"
Rüzgar! sen hep yanımda kalıcaksın sözleri dudaklarından dökülürken uykuya dalmak üzere gözlerini kapadı...
Kalkıp duşa girdi,traş oldu,annesinin hazırladığı kahvaltıyı alel acele yedikten sonra kocaman bir öpücükle veda edip kendini dışarı,azgın şehirin acımasız kollarına attı.Annesi onu yolcu ederken ne kadar da saf bir sevgiyle 'seni seviyorum' demişti.Oda annesini çok seviyordu şüphesis ancak bu dünyada tek sevdiği kadının annesi olmasıda bir yandan korkutuyordu onu.
Alel acele otobüs durağına giderken otobüsünün kalkmak üzere olduğunu farketti.Otobüsün peşinden bağırarak koşması işe yaramış olucakki otobüs biraz ilerde durdu ve şöför söylenerek çocuğu içeri aldı.Nefes nefese kalmıştı çocuk. İçerdeki kalabalığın bakışlarından birazcık rahatsız olduysada ayakta paslı demire tutunarak yolculuğuna başladı.
Bir zaman sonra göğsüne bir ağrı saplandı,nefes alması zorlaştı ve kalbi sanki hiç yavaşlamayacakmış gibi hızlı atmaya başladı.Sırtından soğuk terler boşlarıken önce dizlerinin üstüne sonrada yüz üstü yere düştü.Bütün vücudu titriyordu ve etrafdakilerin sesi sadece boğuk gel gitler halinde duyuluyordu.Bir şekilde sırt üstü döndüğünü ise titreyen topuklarının yere vurmasından farketti.Bütün puslu durumun arkasında büyük bir koşturmaca olduğunu ise gayet net anlıyordu ancak beyni karıncalanmaya başlamıştı,hiç bir yerini isteyerek kıpırdatamıyor aksine istemdışı olarak devamlı titriyordu.Etraftan garip düdük sesleri duyulurken, hiç tanımadığı adamların ona telkin etme çabaları olarak algıladığı konuşmalara cevap vermek istiyor ancak konuşamıyordu.Sonra gözleri önce hayatında gördüğü en parlak flaş patlamasına şahit oldu ardından ise karardı.
-Ne o akşam,feneri nerde söndürdün bakalım? hey sana diyorum,bak patron gelirse yine avaz avaz bağırıp durur.Alooo beyim?
kafasını masasından yavaşça kaldıran çocuk,yanı başında onu kaldırmaya çalışan serpile bakıp içinde olduğu durumu anlamaya çalışıyordu ki
serap
-Günaydın beyefendi,gece kimbilir nerelerde sürttünde burada bayıldın? diye sordu.
çocuk,hala neler olduğunu sorgularken,seraba dönüp
-Tamam serap kalktım,insan böyle mi kaldırılır allah aşkına diye serzenişte bulundu.
serap
-Afedersiniz küçük bey,aslında kahvaltı tepsinizi yatağınıza getirip yanağınıza ufak bir öpücük konduracaktım fakat,OFİS DE OLDUĞUMUZU HATIRLADIM!! ohh ne ala biz işinizi kurtaralım siz birde azar çekin bize,neyse al şu çayıda ayıl! diyerek çocuğa ziftten biraz daha açık olan çayı uzattı.
Çocuk
-Kusura bakma serap sanırım kötü bir rüyadan kalktım,ama çok gerçekçiydi.neyse saat kaç? yapılacak bir sürü iş vardı diye sordu.
Serap
-Neyse önemli değil.Saat 10 oldu sabah teslim etmen gereken evrakları cem götürdü,artık gelince kendisine teşekkür edersin.Ben işime dönüyorum diyerek, masasına döndü
Masa da duran bilgisayarına anlamsızca bakarken hala gördüğü rüyanın şokundaydı.Nasıl olurda bir rüya bu kadar derinden etkilerdi onu.Üstelik ölüm korkusu onun için nerdeyse korkuların en zayıfıydı.
Bütün gün ordan oraya işleri yapmak için koşturmacayla geçti.Artık çok sıradan bir hale gelmiş bu işleri bitirince eve gitmeden önce deniz kenarında bir çay içmek için herzaman ki çay bahçesine gitti.Artık garsonlar onu tanıyorlardı taburesine oturduğunda elinde askı yla garson geldi ve
-buyur abi, az demli çayın dedi.
Çocuk teşekkür ettikten sonra çaya şekerleri attı ve erimesini beklmeden karıştırmaya başladı.Bayılıyordu denize karşı karıştırdığı çay bardağından çıkan sese.Aslında birçok kişiye komik gelebilirdi ama bazen sırf bu sesi duymak için bir iki çay fazladan içiyordu.Bir süre denizi seyrettikten sonra gözü arkasındaki caddenin karşı kaldırımında, yerde bir kartonun üstüne uzanmış adama takıldı.Aslında bu berbat şehirde herzaman gördüğü bir manzaraydı böyle evsizlerin yerde yatması.Ama çocuğa değişik gelen adamın elindeki kalın kitabı dikkatle okumasıydı.Çayının son yudumunu hızla içti ve garsonu çağırdı çocuk.
Çocuk garsona dönerek,
-Bana az demli bir çay lütfen,birde şu karşıda yatan adam kim allah aşkına?
Garson
-Aslında biz de tam tanımıyoruz ancak aylardır buralarda kalıyor,evsizmiş,gündüzleri sağda solda çöp topluyor,akşamları ise rüzgardan korunan bir yere karton serip kitabını okuyor.Biraz acayip bir adam.Diyip çayı getirmeye gitti
Çocuk merakına yenilip adamın yanına gitmeyi ve ona bir çay ısmarlamaya karar verdi.Karşı kaldırıma geçerek yerde oturan adamın yanına yaklaştı ve
-Merhabalar,çay bahçesinde çay içiyordum ve sizi görüp tanışmak istedim acaba size bir çay ısmarlayabilirmiyim? diye sordu.
Adam çocuğu aşağıdan yukarı süzdü ve eski gözlüklerinin üstünden bakarak
-Ne istiyosun? diye sordu.sesinde yılların yorgunluğu ve yılgınlığı vardı.
Çocuk
-Aslında hiçbirşey istemiyorum sadece sizinle tanışmak,beraber sıcak bir çay içmek ve konuşmak istiyorum dedi.
Adam
-Ne yani bugün kimsesizleri sevindirme günümü? bırak allah aşkın çocuk.kişisel tatmin elde etmek için git başka bir evsiz bul! benim yapacak daha önemli işlerim var!
Çocuk
Lütfen rica ederim.sadece bir bardak çay içicez.hem gelmezseniz sabaha kadar başınızda gelmenizi beklerim dedi.
Aslında normalde bukadar ısrarcı olmayan çocuk,üstelik ipsiz sapsız bir adama nasıl olupda bukadar ısrar ettiğine anlam verememişti fakat adam ayağa kalktı ve beraber çay bahçesine yürümeye başladılar.
Adam
-gece gece başıma bela oldun çocuk! sen gelmeseydin ne güzel kitabımı okuyacaktım. dedi
Hafifçe tebessüm eden çocuk adama dönerek
-buyrun buraya oturun.diyerek yer gösterdi ve garsona da çay söyledi.
İlk yarım saat birbirlerini tanıtmakla geçti,adam gerçekten çok kültürlü biri gibi gelmişti çocuğa.Tam konuşmanın ortasında bir an çocuk denize daldı.
Adam
-Hayırdır çocuk? daldın gittin? diye sordu
Çocuk
-Hiiç sadece öylesine diye cevap verdi.
Adam
-Hayır çocuk bu öylesine bir dalış değildi.Ben bu bakışı biliyorum.denize öyle bakan sadece bir deniz aşığı olabilir.Sen bence sadece sabah işe gidip akşam işten eve dönen bazende deniz kenarında çay içen biri değilsin.Farkında olmayabilirsin ama bence senin kanında deniz suyu var.
Çocuk hafif gülerek birazda etkilenerek
-Aslında ben bir yelkenciyim,ve dediğiniz gibi bir deniz aşığıyım birgün tekneme atlayıp tekbaşıma dünyayı dolaşacam.dedi
Adam,
-Ben anlamıştım senin denizci olduğunu. hatta şimdi daha iyi anlıyorum neden burda çay içme teklifini kabul ettiğimi.Biliyormusun ben normalde çok az kişiyle çok az konu konuşurum, fakat senle nerdeyse son 2 aylık konuşmam kadar konuştum.Demek sende denizcisin heee VAY VAY VAYYYYYY.dedi
ve arkasındaki garsona biten bardakları gösterip.Bize 2 çay daha getir muhabbet koyulaştı dedi.
Çocuk kendisine şüpheyle bakan garsona kafasıyla herşey yolunda diye işaret ettikten sonra adamın ilk defa capcanlı bakan gözlerinin içine bakıp.
-Nedemek sende mi denizcisin? asıl sizde mi denizcisiniz?
Adam neşeli ve heyecanlı bir şekilde,
-Evet! tabiki bende denizciyim,üstelik senin isteğini nerdeyse tamamlamış dünyayının nerdeyse bütün denizlerini görmüş bir denizciyim.Yıllarca ticaret gemilerinde gemicilik yaptım birçok deniz birçok ülke gördüm.Fakat tabiki senin istediğin gibi istediğim yere gidemedim, tek başıma değildim ve yelkende kullanmadım.Fakat inan bana, o bile harikaydı.hayatımın en güzel günleriydi!
bu arada çaylar gelmişti.Adamda çocukda şekerlerini atıp karıştırmaya başladılar.sonra ikisi birden bir an durup,birbirlerine bakarak güldüler ve devam ettiler
Çocuk heyecanla
-bana gördüğün yerleri anlatırmısın.bende orda olmayı hissetmek istiyorum dedi.
Adam uzun uzun anlatmaya başladı.Avrupa şehirleri,amerika,galapagos adaları ve fiji adaları.Ama çocuk en çok okyanusu öğrenmek istiyordu.Adam bir saatten fazla anlatmıştı nerdeyse.Çocuk birden adama
-Peki ama okyanuslar nasıl dedi? okyanusları anlat bana,o yüce vahşi sonsuz denizleri anlat lütfen dedi!
Adam biraz şaşırmış bir şekilde
-Ne yani sen dünyayı gezmek istiyorsun ve okyanusu mu merak ediyorsun? diye sordu ve devam etti sen gerçekten tam bir deniz aşığısın çocuk!
Çocuk
-Sanırım öyleyim dedi hafif mahçup bir şekilde ve devam etti ama gerçekten en çok okyanusu merak ediyorum.
Adam önce çayından bir yudum aldı ve çocuktan bir sigara daha isteyip yaktı.
-Okyanus hem korkutucu,hemde güven verici bir yer çocuk.Çokta enteresan biryer düşüne biliyormusun uçan balıklar var,dalgalar çok büyük ama okadar büyük ki sen dalga olarak bile hissetmiyorsun.Genelde durağan ama bazen öyle bir patlıyor ki şerrinden kurtulmak çok güç.Ama en güzel yanı geceleyin karanlıkda güverteye sırtüstü uzanıp yıldızlarla dolu gökyüzünü izlerken rüzgarı dinlemek şüphesiz.
muhabbet böyle uzayıp gitmişti ve gelen garson artık kapattıklarını söylemişti.
Adamla beraber çaybahçesinden ayrılan çocuk yolun karşısına geçti ve adamın o gecelik evine geldi.
Çocuk adama dönüp
-Benimle kal demek isterdim ama malum annemle kalıyorum dedi.
Adamsa,
-önemli değil çocuk ben zaten alışığım buralarda kalmaya üstelik denize de yakın oluyorum bu sayede dedi.
Çocuk adama veda etti,arkasını dönüp yürürken adam
-Çocuk(!) diye bağırdı ve devam etti.Bu şehir senin, benim gibileri yutar bizim yerimiz deniz! benden geçti artık, fakat sen bunu yapabilirsin! ne olursa olsun vazgeçme! o çok istediğin dünya seyehatine çık!
Çocuk adamın dediklerini dinledikten sonra arkasına döndü yürümeye başladı ve bir sigara yakıp derin derin içine çekti.Evine geldiğinde saat çoktan çalar saatin yıllardır çaldığı saate geliyordu.Yatağına yatıp başını kaldırıp pencereden görebildiğince yıldızlara bakarken adamın sözleri kulaklarındaydı "Okyanusun en güzel yanı geceleyin karanlıkda güverteye sırtüstü uzanıp yıldızlarla dolu gökyüzünü izlerken rüzgarı dinlemekdir şüphesiz"
Rüzgar! sen hep yanımda kalıcaksın sözleri dudaklarından dökülürken uykuya dalmak üzere gözlerini kapadı...
Friday, 9 May 2008
Afromaid ve Su arasında
Sabahın erken saatlerinde yataktan kalkmıştı çocuk.Artık yaşadığı hiç bir şeyden şüphe duymuyordu ve rüzgarın,diana'nın,afromaid in gerçek olduğuna adı gibi emin di.Afromaid! ne kadar da güzel bir kızdı,nekadar candan,nekadar içten ve o kadar sevecen bir kızdı ki sanki en kötü olayları bile gözlerindeki ışıltıyla yok edebilirdi.O kızıl saçları sanki alev alev yanan bir meşale yeşil gözleri ise toprak ananın derinliğinde çıkarılmayı ve parlamayı bekleyen zümrütler gibiydi.Demek yıllarca beni bekleyen ve sadece benim için atan bir kalp varmış diye düşündü çocuk.Sonra akşamdan kalma baş ağrısına nisbet yaparcasına yine sigarasına sarıldı.Odasından sigarası elinde çıkıp mutfakta çay demlerken hala dün geceyi düşünüyordu,O sırada annesinin günaydın yavrum sesiyle irkildi.
-Günaydın anne
annesi
-Pardon ne dedin anlamadım
-Günaydın dedim anne.Nasıl gece iyi uyudunmu?
annesi dehşetle
-Aman tanrım sen nasıl böyle sesler çıkarabiliyorsun,neler diyorsun diye sordu.
Çocuk dikkat ettiğinde hala afromaidin ona hatırlattığı lisanla konuştuğunu fark etti ve genzini temizleyerek.
-Kusura bakma düngece biraz içmişim ondan sesim böyle çıkmıştır diye toplamaya çalıştı
fakat
-Hayır ben bu lisanı biliyorum,bu o balıkların çıkardıkları sesler.Rahmetli babanla deniz kazasında bizim etrafımızda dolaşan balıklarda bu sesleri çıkarıyordu dedi dehşetle.
demek doğruymuş dedi çocuk kısık bir sesle
Annesi ne dedin diye sordu
-Yok bişey anne,saçmalama ne balık sesi.Bunca yıldır denizdeyim hiç balıkların konuştuklarını duymadım.Bence sen daha uyanamadın.Hadi kendine bir kahve yap
dedi ve annesinin daha fazla konuşmasına müsade etmeyerek banyo ya yıkanmaya gitti.
aslında genelde duş yapar ve çıkardı ama bu sabah küveti doldurmak ve içinde yıkanmak geçmişti içinden.Buz gibi su dolu küvetin içinde suyun soğukluğundan dolayı fazla köpürmeyen şampuan eşliğinde uzanmış ve düşünmeye devam etmişti yaşadıklarını.Tabiki annesinin sabahki dehşet dolu gözleride etkilemişti çocuğu.Afromaid haklıymış ben daha doğmadan bu lisanı öğrenmişim meğer dedi tıslayarak.Bir müddet geçmişti ki kapının hızlı hızlı çalınmasıyla kendine geldi.Bir anda başını nekadardır gömüldüğünü bilmediği sudan çıkardı ve önce derin bir nefes aldı daha sonrada genzine kaçan yakıcı şampuandan dolayı 1-2 kez öksürdü.Annesi oğlum ikibuçuk saattir ne yıkanmasıymış bu banyodan çık artık diye bağırıyordu.Aman tanrım nerdiyse ölücekmişim! nasıl olduda farketmedim uyuyup suya girdiğimi.Fakat nasıl? diye düşünürken annesi hala bağırıyordu dışardan.
Tamam anne çıkıyorum diye seslendi ve küvetin tapasını çekip duşu açtı.Üzerindeki sabunlu suyu atıp başını yıkadıktan sonra banyodan çıktı ve bornozuyla mutfağa çayını almaya gitti fakat imkansız çayı soğukdu ve saat gerçektende nerdeyse öğlen olmuştu.Ben gerçekten 2 saatten fazladır banyodamıydım diye hayretle düşünürken yeni çay yaptı kendine.Annesi benim çok işim var tatlım hadi sana kolay gelsin diyip evden çıktı ve çocuk evin soğuk salonunda elinde çay kupası son bir kaç gündür olağanlaşmış olağanüstü olayları sorgulamaya başladı.Aslında diğer insanların yaşayamadığı bu ayrıcalık onu mutlu ediyordu,bunu başkasına anlatsa büyük bir ihtimalle akıl hastahanesine yada en azında bir psikoloğa gitmesi için ısrar ederdi insanlar.İNSANLAR! bizler aslında ne kadar kötü yaratıklarız diye düşündü.Beni nerdeyse hiç tanımayan afromaid sırf senin için bu lanet deinize yıllarca dayandım ve okyanusa gitmedim nolur beni red etme derken nekadarda içten söylüyordu.Oysaki benim sevdiğim kız bırak benim için lanet bir yere dayanmayı,ufacık bir fedakarlık bile yapmaktan kaçındı.Yada Su'nun erkek arkadaşı, kızcağız onu deli gibi sevmişken neler yaşatmış! neden bukadar kötü ve bencil yaratıklarız acaba? neden hayatta sadece kendi yarattığımız ve adına 'para' dediğimiz kağıt parçası için çırpınıyoruz acaba? yaptığımız,uğruna öldüğümüz,sevdiklerimizi kaybettiğimiz ırkdaşlarımıza türlü acılar yaşattığımız savaşları bile sadece para için çıkarıyoruz.Yada daha çok para kazanma açgözlülüğü ile bizi yaratan doğayı biz öldürüyoruz.Hayatta türlü paradokslar var aslında.Mesela serinlemek için kullandığımız ve günümüzde nerdeyse her evde her işyerinde olan klimalar,küresel ısınmaya sebep oluyor ve biz daha çok kavruluyoruz!Yada 19yy yılın başlarında aspirin'i icat edip dünyanın en büyük ilacını insanlığa armağan eden Felix Hoffman daha sonra yaptığı icad ettiği heroin adlı madde yüzünden milyonlarca insanın ölmesine sebep oluyor.Acaba bu dünya nereye gidiyor dahası sanki bu dünyanın şöförü değişti ve daha hızlı gidiyor! Tam bu düşüncelerle boğuşurken telefon çaldı.
-Efendim?
-merhaba nasılsın?
-İyiyim su sen nasılsın?
-Bende iyiyim,Şey çok canım sıkıldı biryerlere gidip oturalım mı?
-Tabiki,memnun olurum nereye gitmek istersin?
-Şöyle boğaz kenarında hem çay içeceğimiz hemde bir tost yiyebileceğimiz bir yer düşünmüştüm ben,malum seni denizden ayırmak olmaz!
-Ozaman şu hep gittiğim çay bahçesine gidelim hem uzun uzun dertleşirizde.
-Tamam ozaman anlaştık ben yarım saat sonra ordayım
-Tamam güzel kız bende yarım saate kadar gelirim yanına.
telefonu kapattıktan sonra çayının kalan son yudumunu içti ve giyinmek için odasına gitti çocuk.
Otobüstek indikten sonra kısa bir yürüyüşle sözleştikleri çay bahçesine gelmişti.Daha Su nun gelmediğini anlayınca deniz kenarında tahta bir masaya oturrup garsonun alel acele eline tutuşturduğu caya şeker atıp karıştırırırken bir yandanda sigarasını yaktı.Denize dalıp gitmişken Sunun sesiyle kendine geldi.
-Erken gelmişsin inşallah çok bekletmemişimdir.
-Yok güzelim aslında bende yeni gelmiştim dedi çocuk.
-Eee bensiz başlamışsın dedi Su, çayı göstererek.
-Aman işte garsonun zevzekliği sanki sadece oturup birşey içmeyecekmişiz gibi elime çayı tutuşturu verdi.
-Olsun hayatım,sen zaten çayını bitirmişsin yenilerini söyleyelim derken
Garson 2 bardak çayı önlerine koyup gitti.
İkiside birbirine bakıp gülerek keşke başka birşey isteseydik dediler.
Konuşma uzayıp giderken ve çaybahçesinin garsonları sayesinde adisyona çarpı üstüne çarpı eklenirken çocuk Su'nun devamlı kendisine hayatım canım bitanem gibi sözler söylediğine dikkat etti ve bir an Su nun gözlerine bakarak
-Su sana birşey sorucam neden bana devamlı Hayatım,Canım,Bitanem gibi kelimeler söylüyosun?
Su cevap vermeden derin derin çocuğun gözlerine baktı
Çocuk tekrarladı,
-sana sordum Su neden böyle kelimeler kullanıyorsun bana karşı?
Su biraz çekingen,ürkek ve kısık bir sesle
-Seni seviyorum çünkü diyerek çocuğa sarıldı.
O sırada denizde bir dalgalanma oldu ve çaybahçesinin önüdeki sandal içinde balık tutanlarla beraber devrildi.Çocuk afromaid diye denize bakarken,büyük bir kütlenin denizi çok hızlı bir şekilde yarmasıyla oluşan dalgayı fark etti.
Etrafdaki insanlar köpek balığı çıkın sudan diye bağırırken O bunun köpekbalığı değil Suyla çocuğu gizlice seyreden afromaidin kıskançlık öfkesi olduğunu biliyordu.
Sunun nooldu diye sarmasıyla kendine gelen çocuk,
-Birşey olmadı Su,ancak sana söylemem gereken önemli birşey var ve lütfen beni iyice dinle dedi
su başını tamam der gibi sallarken çocuk devam etti.
-Bak Su,sen benim için çok önemlisin,dahası çok değerli bir arkadaşsın ancak ben şuanda hayatımda bir aşk istemiyorum.Bu senle alakalı birşey değil,ben hiçbir kızla ilişki yaşamak istemiyorum.O yüzden lütfen beni bir çok iyi bir arkadaşın hatta dostun olarak kabul et ve başka bir ilişki düşünme lütfen.
Su'nun gözlerinden 1-2 damla yaş düşerken ağzından
-Neden istediğim hiçbirşey olmuyor bu hayatta
sözleri döküldü.
Çocuk
-Bak Su,inan bana benimde istediğim birçok şey olmuyor.Fakat bu doğru şeyleri istediğimiz anlamına gelmiyor.emin ol sen benden bambaşka bir erkeği beni sevdiğinden çok fazla seveceksin.şu an da belkide bu sana saçmalık gibi geliyor ancak ben buna eminim.
Su ayağa kalktı ve hıçkırarak
-lütfen sus artık,ben sana hayatımı vermeyi teklif ediyorum ama sen,sen; sen beni hiçe sayıyorsun.Lütfen görüşmeyelim bundan sonra LÜTFEN!
dedi
Arkasına bile bakmadan,koşar adımlarla masadan uzaklaşan Su'nun arkasından bakan çocuk umarım birgün anlarsın ve beni affedersin diye mırıldandı.
Su gittikten sonra yanlız kalan çocuk gecenin geç saatlerine kadar deniz kenarında afromaid'i aradı.O sahil senin bu sahil benim gezip durdu hatta bazen afromaid diye bağırarak sesini duyuamaya çalıştı ancak afromaid gelmedi.Saat hareketli metropol için bile yeterince geç olmuşken ve sokaklar iyice tenhalaşmışken dallar kıpırdanmaya başladı.
Çocuk arkasına dönüp
-Hoşgeldin rüzgar dedi.
Rüzgar şaşkın bir sestonuyla
-Hoş bulduk ancak sen benim geldiğimi nasıl anladın diye sordu.
-Sabahtan beri benleydin zaten fakat ancak şimdi benle konuşmaya karar verdin.İnanmıycaksın ama artık seni görebiliyorum.Eskiden seni sadece duyabiliyordum ama şu an senin heybetli gövdeni bilge bakışlarını hatta yüzündeki kırışıklıkları bile görebiliyorum dedi.
Rüzgar heyecanlı bir tonla,
-Evet artık bana inanıyorsun,benim gerçek olduğumu biliyorsun o yüzden beni görebiliyorsun.binlerce yıldır ilk kez bir ademoğlu bir tanrıyı görebiliyor.Bak çocuk bu beni okadar çok mutlu ettiki sana anlatamam.Peki madem beni görüyordun saatlerdir neden bana seslenmedin?
-Zaten burdasın ve konuşmak istesen benimle konuşursun diye düşündüm.Hem gözümü denizden ayıramam afromaid bugün bana çok kızdı onu görüp konuşmam lazım.
-Sen ne diyorsun küçük dostum.Afromaid için gözünü denizden ayıramaz mı sın?
Sana söylemiştim birçok deniz kızını bekleyen insan onları görmek için öldü.Lütfen bunu yapma,
-Saçmalama rüzgar kimse deniz kızı görücem diye denize bakarak ölmez
Rüzgar sert bir tonla
-sen nasıl bana saçmalama dersin? ben senin bugünü kadar aldığın nefes sayısı kadar yıldır dünya üzerindeyim ve neler gördüm buna hiç mi saygı duymuyosun?
Çocuk çekingen bir dille,
-iyi de kim bir deniz kızının peşinden hayatını kaybeder ki diye sordu?
-Baban! dedi rüzgar...
-Nasıl yani? şimdi iyice çizmeyi aştın rüzgar benim babam ben küçükken gittiği ülkedeki iç savaşda esir alınıp şehit olmuştur.Bana dahası babama saygısızlık ediyorsun dikkatli konuş diye çıkıştı.
Rüzgar
-Kusura bakma küçük dostum ama sana önceki konuşmamızda bilmediğin çok şey var derken bunu kast etmiştim.Senin baban annenle yaşadığı deniz kazasında sizi kurtaran deniz kızlarının birine aşık oldu.İlk başlarda sadece onu görmek istiyordu fakat daha sonra onun bu arzusu tutkuya hatta saplantıya dönüştü.Dünyanın bütün denizlerinde o deniz kızını aradı oysaki deniz kızları çağırıldıklarında gelmezler sadece gerçekten yardıma ihtiyacın varsa yada onların sana ihtiyacı varsa gelirler.Ve baban bunu bilemedi.
Çocuk yıllardır biriktirdiği göz yaşlarını akıtırken.
-Neden diye sordu
-Neden yardım etmedin öyleyse,neden benden bunu sakladınız ve nedenşimdi karşıma çıktın ve bunları bana anlatıyorsun?
Rüzgar konuşmak istedi ama çocuk devam etti
-Lütfen,lütfen beni yanlız bırak,bunca yıldır bildiğim bütün doğruları birer birer yıkıyorsun ama bu bana çok fazla geliyor.Beni birazcık olsun düşünüyorsan biraz yanlız bırak beni...
Rüzgar hüzünlü bir meltem eşliğinde çocuğun yanından ayrılırken çocuk evinin yolunu çoktan tutmuş gerçeği öğrenmenin çaresiz hüznünü yaşıyordu.
-Günaydın anne
annesi
-Pardon ne dedin anlamadım
-Günaydın dedim anne.Nasıl gece iyi uyudunmu?
annesi dehşetle
-Aman tanrım sen nasıl böyle sesler çıkarabiliyorsun,neler diyorsun diye sordu.
Çocuk dikkat ettiğinde hala afromaidin ona hatırlattığı lisanla konuştuğunu fark etti ve genzini temizleyerek.
-Kusura bakma düngece biraz içmişim ondan sesim böyle çıkmıştır diye toplamaya çalıştı
fakat
-Hayır ben bu lisanı biliyorum,bu o balıkların çıkardıkları sesler.Rahmetli babanla deniz kazasında bizim etrafımızda dolaşan balıklarda bu sesleri çıkarıyordu dedi dehşetle.
demek doğruymuş dedi çocuk kısık bir sesle
Annesi ne dedin diye sordu
-Yok bişey anne,saçmalama ne balık sesi.Bunca yıldır denizdeyim hiç balıkların konuştuklarını duymadım.Bence sen daha uyanamadın.Hadi kendine bir kahve yap
dedi ve annesinin daha fazla konuşmasına müsade etmeyerek banyo ya yıkanmaya gitti.
aslında genelde duş yapar ve çıkardı ama bu sabah küveti doldurmak ve içinde yıkanmak geçmişti içinden.Buz gibi su dolu küvetin içinde suyun soğukluğundan dolayı fazla köpürmeyen şampuan eşliğinde uzanmış ve düşünmeye devam etmişti yaşadıklarını.Tabiki annesinin sabahki dehşet dolu gözleride etkilemişti çocuğu.Afromaid haklıymış ben daha doğmadan bu lisanı öğrenmişim meğer dedi tıslayarak.Bir müddet geçmişti ki kapının hızlı hızlı çalınmasıyla kendine geldi.Bir anda başını nekadardır gömüldüğünü bilmediği sudan çıkardı ve önce derin bir nefes aldı daha sonrada genzine kaçan yakıcı şampuandan dolayı 1-2 kez öksürdü.Annesi oğlum ikibuçuk saattir ne yıkanmasıymış bu banyodan çık artık diye bağırıyordu.Aman tanrım nerdiyse ölücekmişim! nasıl olduda farketmedim uyuyup suya girdiğimi.Fakat nasıl? diye düşünürken annesi hala bağırıyordu dışardan.
Tamam anne çıkıyorum diye seslendi ve küvetin tapasını çekip duşu açtı.Üzerindeki sabunlu suyu atıp başını yıkadıktan sonra banyodan çıktı ve bornozuyla mutfağa çayını almaya gitti fakat imkansız çayı soğukdu ve saat gerçektende nerdeyse öğlen olmuştu.Ben gerçekten 2 saatten fazladır banyodamıydım diye hayretle düşünürken yeni çay yaptı kendine.Annesi benim çok işim var tatlım hadi sana kolay gelsin diyip evden çıktı ve çocuk evin soğuk salonunda elinde çay kupası son bir kaç gündür olağanlaşmış olağanüstü olayları sorgulamaya başladı.Aslında diğer insanların yaşayamadığı bu ayrıcalık onu mutlu ediyordu,bunu başkasına anlatsa büyük bir ihtimalle akıl hastahanesine yada en azında bir psikoloğa gitmesi için ısrar ederdi insanlar.İNSANLAR! bizler aslında ne kadar kötü yaratıklarız diye düşündü.Beni nerdeyse hiç tanımayan afromaid sırf senin için bu lanet deinize yıllarca dayandım ve okyanusa gitmedim nolur beni red etme derken nekadarda içten söylüyordu.Oysaki benim sevdiğim kız bırak benim için lanet bir yere dayanmayı,ufacık bir fedakarlık bile yapmaktan kaçındı.Yada Su'nun erkek arkadaşı, kızcağız onu deli gibi sevmişken neler yaşatmış! neden bukadar kötü ve bencil yaratıklarız acaba? neden hayatta sadece kendi yarattığımız ve adına 'para' dediğimiz kağıt parçası için çırpınıyoruz acaba? yaptığımız,uğruna öldüğümüz,sevdiklerimizi kaybettiğimiz ırkdaşlarımıza türlü acılar yaşattığımız savaşları bile sadece para için çıkarıyoruz.Yada daha çok para kazanma açgözlülüğü ile bizi yaratan doğayı biz öldürüyoruz.Hayatta türlü paradokslar var aslında.Mesela serinlemek için kullandığımız ve günümüzde nerdeyse her evde her işyerinde olan klimalar,küresel ısınmaya sebep oluyor ve biz daha çok kavruluyoruz!Yada 19yy yılın başlarında aspirin'i icat edip dünyanın en büyük ilacını insanlığa armağan eden Felix Hoffman daha sonra yaptığı icad ettiği heroin adlı madde yüzünden milyonlarca insanın ölmesine sebep oluyor.Acaba bu dünya nereye gidiyor dahası sanki bu dünyanın şöförü değişti ve daha hızlı gidiyor! Tam bu düşüncelerle boğuşurken telefon çaldı.
-Efendim?
-merhaba nasılsın?
-İyiyim su sen nasılsın?
-Bende iyiyim,Şey çok canım sıkıldı biryerlere gidip oturalım mı?
-Tabiki,memnun olurum nereye gitmek istersin?
-Şöyle boğaz kenarında hem çay içeceğimiz hemde bir tost yiyebileceğimiz bir yer düşünmüştüm ben,malum seni denizden ayırmak olmaz!
-Ozaman şu hep gittiğim çay bahçesine gidelim hem uzun uzun dertleşirizde.
-Tamam ozaman anlaştık ben yarım saat sonra ordayım
-Tamam güzel kız bende yarım saate kadar gelirim yanına.
telefonu kapattıktan sonra çayının kalan son yudumunu içti ve giyinmek için odasına gitti çocuk.
Otobüstek indikten sonra kısa bir yürüyüşle sözleştikleri çay bahçesine gelmişti.Daha Su nun gelmediğini anlayınca deniz kenarında tahta bir masaya oturrup garsonun alel acele eline tutuşturduğu caya şeker atıp karıştırırırken bir yandanda sigarasını yaktı.Denize dalıp gitmişken Sunun sesiyle kendine geldi.
-Erken gelmişsin inşallah çok bekletmemişimdir.
-Yok güzelim aslında bende yeni gelmiştim dedi çocuk.
-Eee bensiz başlamışsın dedi Su, çayı göstererek.
-Aman işte garsonun zevzekliği sanki sadece oturup birşey içmeyecekmişiz gibi elime çayı tutuşturu verdi.
-Olsun hayatım,sen zaten çayını bitirmişsin yenilerini söyleyelim derken
Garson 2 bardak çayı önlerine koyup gitti.
İkiside birbirine bakıp gülerek keşke başka birşey isteseydik dediler.
Konuşma uzayıp giderken ve çaybahçesinin garsonları sayesinde adisyona çarpı üstüne çarpı eklenirken çocuk Su'nun devamlı kendisine hayatım canım bitanem gibi sözler söylediğine dikkat etti ve bir an Su nun gözlerine bakarak
-Su sana birşey sorucam neden bana devamlı Hayatım,Canım,Bitanem gibi kelimeler söylüyosun?
Su cevap vermeden derin derin çocuğun gözlerine baktı
Çocuk tekrarladı,
-sana sordum Su neden böyle kelimeler kullanıyorsun bana karşı?
Su biraz çekingen,ürkek ve kısık bir sesle
-Seni seviyorum çünkü diyerek çocuğa sarıldı.
O sırada denizde bir dalgalanma oldu ve çaybahçesinin önüdeki sandal içinde balık tutanlarla beraber devrildi.Çocuk afromaid diye denize bakarken,büyük bir kütlenin denizi çok hızlı bir şekilde yarmasıyla oluşan dalgayı fark etti.
Etrafdaki insanlar köpek balığı çıkın sudan diye bağırırken O bunun köpekbalığı değil Suyla çocuğu gizlice seyreden afromaidin kıskançlık öfkesi olduğunu biliyordu.
Sunun nooldu diye sarmasıyla kendine gelen çocuk,
-Birşey olmadı Su,ancak sana söylemem gereken önemli birşey var ve lütfen beni iyice dinle dedi
su başını tamam der gibi sallarken çocuk devam etti.
-Bak Su,sen benim için çok önemlisin,dahası çok değerli bir arkadaşsın ancak ben şuanda hayatımda bir aşk istemiyorum.Bu senle alakalı birşey değil,ben hiçbir kızla ilişki yaşamak istemiyorum.O yüzden lütfen beni bir çok iyi bir arkadaşın hatta dostun olarak kabul et ve başka bir ilişki düşünme lütfen.
Su'nun gözlerinden 1-2 damla yaş düşerken ağzından
-Neden istediğim hiçbirşey olmuyor bu hayatta
sözleri döküldü.
Çocuk
-Bak Su,inan bana benimde istediğim birçok şey olmuyor.Fakat bu doğru şeyleri istediğimiz anlamına gelmiyor.emin ol sen benden bambaşka bir erkeği beni sevdiğinden çok fazla seveceksin.şu an da belkide bu sana saçmalık gibi geliyor ancak ben buna eminim.
Su ayağa kalktı ve hıçkırarak
-lütfen sus artık,ben sana hayatımı vermeyi teklif ediyorum ama sen,sen; sen beni hiçe sayıyorsun.Lütfen görüşmeyelim bundan sonra LÜTFEN!
dedi
Arkasına bile bakmadan,koşar adımlarla masadan uzaklaşan Su'nun arkasından bakan çocuk umarım birgün anlarsın ve beni affedersin diye mırıldandı.
Su gittikten sonra yanlız kalan çocuk gecenin geç saatlerine kadar deniz kenarında afromaid'i aradı.O sahil senin bu sahil benim gezip durdu hatta bazen afromaid diye bağırarak sesini duyuamaya çalıştı ancak afromaid gelmedi.Saat hareketli metropol için bile yeterince geç olmuşken ve sokaklar iyice tenhalaşmışken dallar kıpırdanmaya başladı.
Çocuk arkasına dönüp
-Hoşgeldin rüzgar dedi.
Rüzgar şaşkın bir sestonuyla
-Hoş bulduk ancak sen benim geldiğimi nasıl anladın diye sordu.
-Sabahtan beri benleydin zaten fakat ancak şimdi benle konuşmaya karar verdin.İnanmıycaksın ama artık seni görebiliyorum.Eskiden seni sadece duyabiliyordum ama şu an senin heybetli gövdeni bilge bakışlarını hatta yüzündeki kırışıklıkları bile görebiliyorum dedi.
Rüzgar heyecanlı bir tonla,
-Evet artık bana inanıyorsun,benim gerçek olduğumu biliyorsun o yüzden beni görebiliyorsun.binlerce yıldır ilk kez bir ademoğlu bir tanrıyı görebiliyor.Bak çocuk bu beni okadar çok mutlu ettiki sana anlatamam.Peki madem beni görüyordun saatlerdir neden bana seslenmedin?
-Zaten burdasın ve konuşmak istesen benimle konuşursun diye düşündüm.Hem gözümü denizden ayıramam afromaid bugün bana çok kızdı onu görüp konuşmam lazım.
-Sen ne diyorsun küçük dostum.Afromaid için gözünü denizden ayıramaz mı sın?
Sana söylemiştim birçok deniz kızını bekleyen insan onları görmek için öldü.Lütfen bunu yapma,
-Saçmalama rüzgar kimse deniz kızı görücem diye denize bakarak ölmez
Rüzgar sert bir tonla
-sen nasıl bana saçmalama dersin? ben senin bugünü kadar aldığın nefes sayısı kadar yıldır dünya üzerindeyim ve neler gördüm buna hiç mi saygı duymuyosun?
Çocuk çekingen bir dille,
-iyi de kim bir deniz kızının peşinden hayatını kaybeder ki diye sordu?
-Baban! dedi rüzgar...
-Nasıl yani? şimdi iyice çizmeyi aştın rüzgar benim babam ben küçükken gittiği ülkedeki iç savaşda esir alınıp şehit olmuştur.Bana dahası babama saygısızlık ediyorsun dikkatli konuş diye çıkıştı.
Rüzgar
-Kusura bakma küçük dostum ama sana önceki konuşmamızda bilmediğin çok şey var derken bunu kast etmiştim.Senin baban annenle yaşadığı deniz kazasında sizi kurtaran deniz kızlarının birine aşık oldu.İlk başlarda sadece onu görmek istiyordu fakat daha sonra onun bu arzusu tutkuya hatta saplantıya dönüştü.Dünyanın bütün denizlerinde o deniz kızını aradı oysaki deniz kızları çağırıldıklarında gelmezler sadece gerçekten yardıma ihtiyacın varsa yada onların sana ihtiyacı varsa gelirler.Ve baban bunu bilemedi.
Çocuk yıllardır biriktirdiği göz yaşlarını akıtırken.
-Neden diye sordu
-Neden yardım etmedin öyleyse,neden benden bunu sakladınız ve nedenşimdi karşıma çıktın ve bunları bana anlatıyorsun?
Rüzgar konuşmak istedi ama çocuk devam etti
-Lütfen,lütfen beni yanlız bırak,bunca yıldır bildiğim bütün doğruları birer birer yıkıyorsun ama bu bana çok fazla geliyor.Beni birazcık olsun düşünüyorsan biraz yanlız bırak beni...
Rüzgar hüzünlü bir meltem eşliğinde çocuğun yanından ayrılırken çocuk evinin yolunu çoktan tutmuş gerçeği öğrenmenin çaresiz hüznünü yaşıyordu.
Friday, 12 October 2007
afromaid ve yeniden rüzgar
Deniz kenarında gecenin son durağa yaklaştığı vakitlerde,soğuktan elleri hissizleşmiş bir şekilde sigarasının dumanını içine çekiyordu çocuk.Yanlızım dedi kararmış denize bakıp.Yanlızım ve yine burda denizin karşısındayım.Kız onu terk etmişti,su ise başlamadan bitmişti.Aslında yanlız olmya alıştım diye düşündü,hatta belkide suyla işlerin yürümemesi sadece bu yanlızlık bağımlılığı yüzündendi.Enteresan olan ve daha da önemlisi cansıkıcı olan artık yanlız olamayacağınıda biliyordu.Rüzgar ve Diana herzaman onu izleyip yaptığını biliyorlardı.Rüzgar! o yüce dostla uzun zamandır konuşamadık,onu kovarak ona çok haksızlık ettim diye düşündü.Ama tamda haksız sayılmazdı,korkmuştu çünkü çocuk.Küçüklüğünden beri ona o kadar farklı şeyler öğretilmiştiki,bir anda bütün bu öğretilere,düzene aykırı şeyler yaşaması onu çok korkutmuştu.Rüzgar yada Diana kendilerine tanrı diyerek onun bütün inancını ezmişlerdi.Peki ama ya doğruysa? ya dedikleri gibi mitolojik dönemde olduğu gibi Eolos yada Diana gerçek birer tanrıysa noolucak diye düşündü çocuk!
Bir yerde duyduğu uzakdoğu atasözü aklına geldi. 'Düngece rüyamda kendimi kelebek olarak gördüm,uyandığımda düşündüm;acaba ben gerçekten rüyamda kendimi kelebek olarak mı gördüm,yoksa rüyasında kendini insan olarak gören bir kelebek miyim' Gerçeklik buysa ve ben rüzgarı rüya olarak görüyorsam bu gerçekten güzel bir rüya,ancak eğer bunun tam tersiyse ve biz gerçek değilsek bu bir kabus!
O sıcacık gülüş hala gözlerimin önünde diye düşündü.Fakat gülüşün yanında bana bu kadar acı çektirmek zorundamıydı sanki? bu kadar yoğun yaşarken birbirimizi,yanlız kalmamız şartmıydı sanki.Hala onsuzluğu üstümden atamadım fakat bu travma su'ya böyle davranmama sebep olmadı.Ben sadece korktum sanırım yada doğru insan olarak düşünmedim Su'yu diye içinden geçirdi.
Aşk çok acayip bir duygu aslında,İnsan kenini aşık oldum zannediyor ama bunun bir yanılgı,koskocaman bir yalan olduğunu çok acı farkediyor.Yada daha da acısı bunun doğru olduğunu ancak maalesef sürdürülemeyeceğini en derin yerinde hissediyor.Su birinci seçenekteki yalan aşkdı.Aslında aşk bile sayılmazdı sadece hoşlanmaydı.Üstelik kendide bunun farkındaydı.
Gecenin enteresan tarafları var aslında diye düşündü çocuk.Gündüzleyin herşey çok açık geliyor göze,sanki herşey ortada.Ancak gece çöktüğü zaman ufacık ışık kırılmaları yada yansımalar,hatta karanlığın kendisi bile sanki çok farklı şeyler gizliyor içinde.’Bu şehrin gecesi mi güzel yoksa gündüzümü?’ diye bir replik anımsıyorum bir filimden.Uzun zamandır hapisde olan ve özgürlüğüne kavuşan bir adam çıktığı gece soruyordu bu soruyu.Cevap çok açık olarak arkadaşı tarafından veriliyordu.’Valla gecesimi güzel yoksa gündüzümü bilmem ama bu şehrin en güzel yerini biliyorum.O da bizim mahalle…’
Evet insan herzaman bildiği,tanıdığı ve alışkın olduğu yeri evi olarak görür.Heleki buy ere kendini ait hissediyorsa,gerçekten orası dünyanın en güzel yeridir.Peki ben nereye aidim die sordu çocuk içinden.Biraz düşündü cevap vermek için,taaki başını biraz önüne kaldırıp,karanlıkta yatan sessiz vatanını görünceye dek.Evet ben denize aitim ve benim için en güzel yer deniz diye içinden geçirdi.Bir çok insan yerleşik düzene geçmeyi,evi arabası ve iyi bir işi olmasını ister,Yıllık iznini yazlık evinde değerlendirip akşam işten gelince güzelim salonunda akşam yemeyi yemeyi ve ayaklarını uzatıp televizyon seyretmeyi ister.Ancak ben sadece gece gündüz teknemle denizde olmayı istiyorum, tatilimde işimde deniz olsun,hiç görmediğim denizlere,yakalanmadığım fırtınalara tutulmak ve onları atlatmak istiyorum dedi çocuk.Yemeyimi denizden çıkarmak,banyomu denizde yapmak güneşi denizde doğurmak ve geceye denizde merhaba demek istiyorum diye bağırdı şuhursuzca.Sonrada birasından bir yudum aldı ve yepyeni bir sigara yakıp devam etti; babam,dedem,dedemin babası hep bu topraklarda yaşadı ve hepside ölürken pişmanlık içinde öldü.Nedense öldüklerine üzülüyorlardı.Ben şimdi anladım neden üzüldüklerini,çünkü daha yaşayamadıkları tadları farketmişlerdi.İsteklerini,arzularını,hayallerini vehatta belkide amaçlarını gerçekleştirememişlerdi.Oysa ben bunu gerçekleştirerek ölmek istiyorum.Ayağa kalkarak gecenin içine doğru tekrar haykırdı.’Kaç tane tanrı beni dinliyor bilmiyorum,Hepiniz şahidim olsun,bu denizleri arşın arşın gezicem.ve zamanı geldiğimde son nefesimi yine bu denizlerde vericem’
Geri banka oturup,sigarasını yakarken tiz bir ses duydu. Anlamadığı fakat yabancıda olmadığı bir lisandaydı bu ses.Sağına soluna bakındı ancak kimse yoktu.Yukarı baktı acaba rüzgar yada Diana ona yukardanmı sesleniyor diye,fakat oralarda da bişey belli olmuyordu.En sonunda karanlığa dönerek
-Orda birimi var? dedi
-Tanımadığı anlamadığı bir ses o yabancı dilde ona birşeyler söylüyor gibiydi.
-Sen kimsin? Dediklerini anlamıyorum dedi.
-Çok derinden gelen ses,bu lisanı bu kadar çabuk unutmuş olamazsın demişti.
-çocuk hangi lisanı? Dedi
-O yabancı bayan sesi biraz daha belirgin bir şekilde derinlik lisanı nı dedi.
-Ne derinliği,Sen kimsin,nerdesin demiştiki,
Suda bir dalgalanma oldu ve o güne kadar gördüğü en güzel yaratığın denizde olduğunu fark etti çocuk.Fakat bu,bu bir deniz kızıydı.Kızıl ve koyu yeşil saçlarıyla yemyeşil gözleriyle ona bakıyordu.
-Çocuk korkuyla sıçradı ve olamaz,deniz kızı gerçekmiymiş diye hayretle sordu.
Deniz kızı çocuğa bakarak
-Hemde tamamen gerçek canım,üstelik bizim gerçek olduğumuz ve dilimiz bile sen annenin karnındayken sana öğetilmişti fakat sen çok çabuk unutmuşsun dedi.
-Fakat benim annemi siz nerden biliyorsunuz.Sizin gerçek olduğunuzu kimse bilmezken zavallı annem nerden bilsin diye sordu çocuk.
-Annen sana hamileyken,babanla beraber bir gemi gezisine çıkmışlardı ve gördükleri en güzel gemide mutlu bir 2.balayı planlamışlardı.
Çocuk araya girerek evet o balayında seyehat ettikleri gemi kaza yapmış.Ve kurtulan 2 elin parmakları kadar olan kaza zede den 2 si babam ve annem miş dedi.
-Evet aşkım,işte o kazada anneni yaşatan,denizkızlarıydı ve send aha annenin karnındayken bizlerin var olduğunu ve lisanımızı sana öğretmişlerdi.Mesela şu an bizim dilimizde konuşuyorsun…
Çocuk dikkat ettiğinde hakikaten kendininde tiz çığlıklar atarak ve tıslayarak bişeyler söylediğini fark etti.
Tanrım sen yardım et bana.Önce uzaklardan gelen tanrılar şimdi de deniz kızı.Ya ben gerçekten sapıtıyorum yada hayatım ender görülecek bir şekilde extreme uçlara gidiyor.
-Tanrılardan bahsetmişken,rüzgara yaptıkların beni gerçekten çok üzdü.Aslında onuda üzmüş ki dünyanın 4 bir tarafına üzüntüsünü kustu.
-Nasıl yani?
-Allahım siz nasıl denizcisiniz? Farkında değilmisin batıda 7-8 bofor hava olurken doğuda yaprak kıpırdamıyor.Güneyde tayfun kıyamet kopuyorken ,siz burda uçurtma uçuramıyorsunuz.Bu hep rüzgarın öfkesinden,hüznünden oluyor.
-Aman allahım.Bütün bunların suçlusu ben miyim yani?
-Maalesef senin yaptığından dolayı bu tepkiyi veriyor rüzgar.
-İyi ama sen rüzgarı nerden tanıyorsun?
-Rüzgar benim en sevdiğim tanrılarımdan dır.Poseidon ve annemle beraber yani.
-Ne yani senin annen de mi tanrı?
-Tabiki tanrı.Deniz kızları tanrının çocuklarıdır.Üstelik övünmek gibi olması ama ben en genç ve en güzel deniz kızıyım aşkım.
-Bana neden aşkım diyorsun sen?
-Hayatım sen herşeyi unutmuşsun! Deniz kızları anneni kurtardığında ben de annemin karnındaydım.Senle uzun uzun konuşmuştuk.Hatta daha doğmadan aşık olmuştuk birbirimize. Fakat ben deniz kızı kanunları gereği 21 ime basmadan ademoğullarına görünemediğim için ancak şimdi karşına çıkabiliyorum.
-İyide ben 24 yaşındayım,sen le aynı zaman da annelerimizin karnındaysak sen nasıl 21 ine yeni basmış oluyorsun diye sordu çocuk.
-Çok basit aşkım,biz deniz kızları 3 yıl da doğarız.Sen dünyaya geldikte 2 buçuk yıla yakın zamandan sonar ben doğdum.O yüzden ben 21 yaşımdayım.
-Bu arada sana daha adımı bile söylemedim benim adım afromaid.Afrodit kadar güzel bir deniz kızı olduğum için annem bu adı vermiş.Ama afrodit bu isimden biraz şikayetçi.Aslında güzelliğimi de biraz kıskandığı söylenir.
-Çocuk,afromaid e dönerek gerçektende çok güzelsin.Ama lütfen bana aşkım deme.Ben kimseyi sevmiyorum çünki dedi.
-Afromaid çocuğa hüzünlü bir şekilde bakarak.21 yıldır sırf senin için kalbim atıyor bitanem.Sırf senin için bu lanet denizden okyanısa göçmedim.Lütfen bana bir şans ver.En azından beraber zaman geçirelim dedi.
-Çocuk,afromaid e eğilerek.sen gerçekten çok ama çok güzel bir kızsın ve seninle zaman geçirmek herzaman mutlu eder beni.Ancak lütfen başka bir ilişki aklına gelmesin.Şu an kimseyi hayatımda istemiyorum.dedi.
-Afromaid eğilmiş olan çocuğa doğru sıçrayarak dudaklarına ufak bir öpücük kondurdu ve.Gündüz olmak üzere hayatım ve benim çoktan dönme vaktim geldi.Lütfen rüzgarla tekrar konuş ve onu sakinleşmesi için ikna et.O senden hep dostum olarak bahsediyor.en azından bunun yanlış olmadığını ona anlat dedi.ve denizen derinliklerine dalıp hızla uzaklaştı.
Çocuk şaşkın bir şelilde bir sigara daha yaktı ve yaşadıklarının bir hayal olduğunu düşündü.Evet çok alkol ve sigara bana bunları yaşattı ancak nasıl olduda bu kadar gerçekçiydi bu rüya diye düşündü.Denize doğru derin derin düşünürken dudaklarından
‘rüzgar’ kelimesi döküldü.Ve hiç düşünmeden o koskoca ksavetli şehire doğru ‘RÜZGAR’ diye seslendi.Cevap gelmeyince tekrar etti ‘RÜZGAAARRRR,LÜTFEN GEL SENİ KIRDIĞIM İÇİN ÖZÜR DİLERİM’ arkada 1-2 tane it havlıyordu fakat başka bir kıpırdanma olmadı.Tam karamsarlığa düşmüştü ki ensesinde hafif bir meltem belirdi.
Daha sonar bu meltem,yere düşen yaprakları anaforuyla kaldırdı ve bir erkek süliyeti oldu.
-Geldim küçük dostum.Ne oldu artık benle konuşmak istiyormusun?
-Rüzgar lütfen affet beni,o kşam çok korkmuştum ve sağlıklı düşünemeyecek durumdaydım.Oyüzden istemediğim kelimeler söyledim sana.Yoksa senden ayrılmak benim en son isteyeceğim bir şey.
-Üzülme küçük dostum.Önemli değil.Ben yıllardır alıştım ademoğullarının bana böyle davranmasına.Sen farklısın gibi gelmiştin sadece.
-Lütfen böyle konuşma rüzgar.İnan bana senden başka derlerimi analatabileceğim kimse yok.Lütfen dostluğumuzu bitirme rüzgar.yalvarırım bunu bana yapma.
-DOSTLUĞUMUZ MU? Sen benle dostmusun ki? Diye sordu rüzgar
Çocuk,
-Evet yüve dostum,tüm kalbimle senin dostunum.ve bütün benliğimle bana ihtiyacın olan herzaman yanında olacağım.
-Sağol küçük dostum.Beni gerçekten mutlu kıldın.EE napıyorsun bakalım görüşmeyeli? Ne işin var bu saatte buralarda?
-Canım çok sıkkın rüzgar.Bütün yaşadıklarımın yanında,şimdide şu afromaid çıktı karşıma?
Rüzgar alaycı bir dille?
-Bak sen,o ufak kız 21 yaşına gelmiş mi ki diye sordu.
Çocuk,ne yani sen o kızı tanıyordun ve olacakları biliyordun ama bana hiç bahsetmedinmi diye sordu biraz kızgın bir dille.
-Küçük dostum,bütün bunları söylesem bana inanırmıydın ki? Hem ben o küçük kıza söz vermiştim sana,ondan bahsetmeyeceğime dair.ee nasıl buldun bakalım bizim güzel afromaid imizi?
-Çok güzel bir kız,fakat ben şu an kimseyi istemiyorum hayatımda,hem üstelik o bir deniz kızı.nasıl olurda onla bir ilişki yaşarım.
-Küçük dostum.Bu büyük bir karar.Çünkü denizkızlarına aşık olan adem oğulları genelde,akıllarını yitirirler.Devamlı onlarla beraber olmak için denizlerde kaybolur ve en sonunda ya susuzluktun yada denizen gazabından ölüp giderler.Aman sen dikkat et kendine.
Çocuk rüzgara,
-İyide,ben zaten kimseyi istemiyorum ki.Hem başkalarıda mı deniz kızlarıyla beraber oldu?
-Bilmediğin çok şey var dostum,ama öğreniceksin hemde çok yakında öğreneceksin.Fakat şimdilik sadece kendi hayatını düşün.Unutma sen herşeyden once geliyorsun ve denize bağırarak verdiğin sözleri unutma.
Çocuk kızgın bir dille,
-SEN BENİ Mİ DİNLİYORDUN?
-Aslında dinlemiyordum fakat o kadar içten bağırdın ve bizim adımızı kullanarak o kadar derin bir söz verdin ki duymadan edemedim.
Çocuk kararlı bir tonla,
-Evet rüzgar,Ben denizde yaşayacam,denizde sevinip denizde üzülecem.Dünyanın bütün denizlerini görücem.Ve en sonunda denizde ölücem dedi.
Rüzgar,Tamam küçük dostum.Fakat şimdi lütfen eve gidelim ve sen yatıp uyu biraz dedi.
Çocuk ve rüzgar sabahın ilk ışıklarında çocuğun evinin yolunu tutarken.Dünyadaki rüzgara bağlı bütün afetler sona ermişdi….
Bir yerde duyduğu uzakdoğu atasözü aklına geldi. 'Düngece rüyamda kendimi kelebek olarak gördüm,uyandığımda düşündüm;acaba ben gerçekten rüyamda kendimi kelebek olarak mı gördüm,yoksa rüyasında kendini insan olarak gören bir kelebek miyim' Gerçeklik buysa ve ben rüzgarı rüya olarak görüyorsam bu gerçekten güzel bir rüya,ancak eğer bunun tam tersiyse ve biz gerçek değilsek bu bir kabus!
O sıcacık gülüş hala gözlerimin önünde diye düşündü.Fakat gülüşün yanında bana bu kadar acı çektirmek zorundamıydı sanki? bu kadar yoğun yaşarken birbirimizi,yanlız kalmamız şartmıydı sanki.Hala onsuzluğu üstümden atamadım fakat bu travma su'ya böyle davranmama sebep olmadı.Ben sadece korktum sanırım yada doğru insan olarak düşünmedim Su'yu diye içinden geçirdi.
Aşk çok acayip bir duygu aslında,İnsan kenini aşık oldum zannediyor ama bunun bir yanılgı,koskocaman bir yalan olduğunu çok acı farkediyor.Yada daha da acısı bunun doğru olduğunu ancak maalesef sürdürülemeyeceğini en derin yerinde hissediyor.Su birinci seçenekteki yalan aşkdı.Aslında aşk bile sayılmazdı sadece hoşlanmaydı.Üstelik kendide bunun farkındaydı.
Gecenin enteresan tarafları var aslında diye düşündü çocuk.Gündüzleyin herşey çok açık geliyor göze,sanki herşey ortada.Ancak gece çöktüğü zaman ufacık ışık kırılmaları yada yansımalar,hatta karanlığın kendisi bile sanki çok farklı şeyler gizliyor içinde.’Bu şehrin gecesi mi güzel yoksa gündüzümü?’ diye bir replik anımsıyorum bir filimden.Uzun zamandır hapisde olan ve özgürlüğüne kavuşan bir adam çıktığı gece soruyordu bu soruyu.Cevap çok açık olarak arkadaşı tarafından veriliyordu.’Valla gecesimi güzel yoksa gündüzümü bilmem ama bu şehrin en güzel yerini biliyorum.O da bizim mahalle…’
Evet insan herzaman bildiği,tanıdığı ve alışkın olduğu yeri evi olarak görür.Heleki buy ere kendini ait hissediyorsa,gerçekten orası dünyanın en güzel yeridir.Peki ben nereye aidim die sordu çocuk içinden.Biraz düşündü cevap vermek için,taaki başını biraz önüne kaldırıp,karanlıkta yatan sessiz vatanını görünceye dek.Evet ben denize aitim ve benim için en güzel yer deniz diye içinden geçirdi.Bir çok insan yerleşik düzene geçmeyi,evi arabası ve iyi bir işi olmasını ister,Yıllık iznini yazlık evinde değerlendirip akşam işten gelince güzelim salonunda akşam yemeyi yemeyi ve ayaklarını uzatıp televizyon seyretmeyi ister.Ancak ben sadece gece gündüz teknemle denizde olmayı istiyorum, tatilimde işimde deniz olsun,hiç görmediğim denizlere,yakalanmadığım fırtınalara tutulmak ve onları atlatmak istiyorum dedi çocuk.Yemeyimi denizden çıkarmak,banyomu denizde yapmak güneşi denizde doğurmak ve geceye denizde merhaba demek istiyorum diye bağırdı şuhursuzca.Sonrada birasından bir yudum aldı ve yepyeni bir sigara yakıp devam etti; babam,dedem,dedemin babası hep bu topraklarda yaşadı ve hepside ölürken pişmanlık içinde öldü.Nedense öldüklerine üzülüyorlardı.Ben şimdi anladım neden üzüldüklerini,çünkü daha yaşayamadıkları tadları farketmişlerdi.İsteklerini,arzularını,hayallerini vehatta belkide amaçlarını gerçekleştirememişlerdi.Oysa ben bunu gerçekleştirerek ölmek istiyorum.Ayağa kalkarak gecenin içine doğru tekrar haykırdı.’Kaç tane tanrı beni dinliyor bilmiyorum,Hepiniz şahidim olsun,bu denizleri arşın arşın gezicem.ve zamanı geldiğimde son nefesimi yine bu denizlerde vericem’
Geri banka oturup,sigarasını yakarken tiz bir ses duydu. Anlamadığı fakat yabancıda olmadığı bir lisandaydı bu ses.Sağına soluna bakındı ancak kimse yoktu.Yukarı baktı acaba rüzgar yada Diana ona yukardanmı sesleniyor diye,fakat oralarda da bişey belli olmuyordu.En sonunda karanlığa dönerek
-Orda birimi var? dedi
-Tanımadığı anlamadığı bir ses o yabancı dilde ona birşeyler söylüyor gibiydi.
-Sen kimsin? Dediklerini anlamıyorum dedi.
-Çok derinden gelen ses,bu lisanı bu kadar çabuk unutmuş olamazsın demişti.
-çocuk hangi lisanı? Dedi
-O yabancı bayan sesi biraz daha belirgin bir şekilde derinlik lisanı nı dedi.
-Ne derinliği,Sen kimsin,nerdesin demiştiki,
Suda bir dalgalanma oldu ve o güne kadar gördüğü en güzel yaratığın denizde olduğunu fark etti çocuk.Fakat bu,bu bir deniz kızıydı.Kızıl ve koyu yeşil saçlarıyla yemyeşil gözleriyle ona bakıyordu.
-Çocuk korkuyla sıçradı ve olamaz,deniz kızı gerçekmiymiş diye hayretle sordu.
Deniz kızı çocuğa bakarak
-Hemde tamamen gerçek canım,üstelik bizim gerçek olduğumuz ve dilimiz bile sen annenin karnındayken sana öğetilmişti fakat sen çok çabuk unutmuşsun dedi.
-Fakat benim annemi siz nerden biliyorsunuz.Sizin gerçek olduğunuzu kimse bilmezken zavallı annem nerden bilsin diye sordu çocuk.
-Annen sana hamileyken,babanla beraber bir gemi gezisine çıkmışlardı ve gördükleri en güzel gemide mutlu bir 2.balayı planlamışlardı.
Çocuk araya girerek evet o balayında seyehat ettikleri gemi kaza yapmış.Ve kurtulan 2 elin parmakları kadar olan kaza zede den 2 si babam ve annem miş dedi.
-Evet aşkım,işte o kazada anneni yaşatan,denizkızlarıydı ve send aha annenin karnındayken bizlerin var olduğunu ve lisanımızı sana öğretmişlerdi.Mesela şu an bizim dilimizde konuşuyorsun…
Çocuk dikkat ettiğinde hakikaten kendininde tiz çığlıklar atarak ve tıslayarak bişeyler söylediğini fark etti.
Tanrım sen yardım et bana.Önce uzaklardan gelen tanrılar şimdi de deniz kızı.Ya ben gerçekten sapıtıyorum yada hayatım ender görülecek bir şekilde extreme uçlara gidiyor.
-Tanrılardan bahsetmişken,rüzgara yaptıkların beni gerçekten çok üzdü.Aslında onuda üzmüş ki dünyanın 4 bir tarafına üzüntüsünü kustu.
-Nasıl yani?
-Allahım siz nasıl denizcisiniz? Farkında değilmisin batıda 7-8 bofor hava olurken doğuda yaprak kıpırdamıyor.Güneyde tayfun kıyamet kopuyorken ,siz burda uçurtma uçuramıyorsunuz.Bu hep rüzgarın öfkesinden,hüznünden oluyor.
-Aman allahım.Bütün bunların suçlusu ben miyim yani?
-Maalesef senin yaptığından dolayı bu tepkiyi veriyor rüzgar.
-İyi ama sen rüzgarı nerden tanıyorsun?
-Rüzgar benim en sevdiğim tanrılarımdan dır.Poseidon ve annemle beraber yani.
-Ne yani senin annen de mi tanrı?
-Tabiki tanrı.Deniz kızları tanrının çocuklarıdır.Üstelik övünmek gibi olması ama ben en genç ve en güzel deniz kızıyım aşkım.
-Bana neden aşkım diyorsun sen?
-Hayatım sen herşeyi unutmuşsun! Deniz kızları anneni kurtardığında ben de annemin karnındaydım.Senle uzun uzun konuşmuştuk.Hatta daha doğmadan aşık olmuştuk birbirimize. Fakat ben deniz kızı kanunları gereği 21 ime basmadan ademoğullarına görünemediğim için ancak şimdi karşına çıkabiliyorum.
-İyide ben 24 yaşındayım,sen le aynı zaman da annelerimizin karnındaysak sen nasıl 21 ine yeni basmış oluyorsun diye sordu çocuk.
-Çok basit aşkım,biz deniz kızları 3 yıl da doğarız.Sen dünyaya geldikte 2 buçuk yıla yakın zamandan sonar ben doğdum.O yüzden ben 21 yaşımdayım.
-Bu arada sana daha adımı bile söylemedim benim adım afromaid.Afrodit kadar güzel bir deniz kızı olduğum için annem bu adı vermiş.Ama afrodit bu isimden biraz şikayetçi.Aslında güzelliğimi de biraz kıskandığı söylenir.
-Çocuk,afromaid e dönerek gerçektende çok güzelsin.Ama lütfen bana aşkım deme.Ben kimseyi sevmiyorum çünki dedi.
-Afromaid çocuğa hüzünlü bir şekilde bakarak.21 yıldır sırf senin için kalbim atıyor bitanem.Sırf senin için bu lanet denizden okyanısa göçmedim.Lütfen bana bir şans ver.En azından beraber zaman geçirelim dedi.
-Çocuk,afromaid e eğilerek.sen gerçekten çok ama çok güzel bir kızsın ve seninle zaman geçirmek herzaman mutlu eder beni.Ancak lütfen başka bir ilişki aklına gelmesin.Şu an kimseyi hayatımda istemiyorum.dedi.
-Afromaid eğilmiş olan çocuğa doğru sıçrayarak dudaklarına ufak bir öpücük kondurdu ve.Gündüz olmak üzere hayatım ve benim çoktan dönme vaktim geldi.Lütfen rüzgarla tekrar konuş ve onu sakinleşmesi için ikna et.O senden hep dostum olarak bahsediyor.en azından bunun yanlış olmadığını ona anlat dedi.ve denizen derinliklerine dalıp hızla uzaklaştı.
Çocuk şaşkın bir şelilde bir sigara daha yaktı ve yaşadıklarının bir hayal olduğunu düşündü.Evet çok alkol ve sigara bana bunları yaşattı ancak nasıl olduda bu kadar gerçekçiydi bu rüya diye düşündü.Denize doğru derin derin düşünürken dudaklarından
‘rüzgar’ kelimesi döküldü.Ve hiç düşünmeden o koskoca ksavetli şehire doğru ‘RÜZGAR’ diye seslendi.Cevap gelmeyince tekrar etti ‘RÜZGAAARRRR,LÜTFEN GEL SENİ KIRDIĞIM İÇİN ÖZÜR DİLERİM’ arkada 1-2 tane it havlıyordu fakat başka bir kıpırdanma olmadı.Tam karamsarlığa düşmüştü ki ensesinde hafif bir meltem belirdi.
Daha sonar bu meltem,yere düşen yaprakları anaforuyla kaldırdı ve bir erkek süliyeti oldu.
-Geldim küçük dostum.Ne oldu artık benle konuşmak istiyormusun?
-Rüzgar lütfen affet beni,o kşam çok korkmuştum ve sağlıklı düşünemeyecek durumdaydım.Oyüzden istemediğim kelimeler söyledim sana.Yoksa senden ayrılmak benim en son isteyeceğim bir şey.
-Üzülme küçük dostum.Önemli değil.Ben yıllardır alıştım ademoğullarının bana böyle davranmasına.Sen farklısın gibi gelmiştin sadece.
-Lütfen böyle konuşma rüzgar.İnan bana senden başka derlerimi analatabileceğim kimse yok.Lütfen dostluğumuzu bitirme rüzgar.yalvarırım bunu bana yapma.
-DOSTLUĞUMUZ MU? Sen benle dostmusun ki? Diye sordu rüzgar
Çocuk,
-Evet yüve dostum,tüm kalbimle senin dostunum.ve bütün benliğimle bana ihtiyacın olan herzaman yanında olacağım.
-Sağol küçük dostum.Beni gerçekten mutlu kıldın.EE napıyorsun bakalım görüşmeyeli? Ne işin var bu saatte buralarda?
-Canım çok sıkkın rüzgar.Bütün yaşadıklarımın yanında,şimdide şu afromaid çıktı karşıma?
Rüzgar alaycı bir dille?
-Bak sen,o ufak kız 21 yaşına gelmiş mi ki diye sordu.
Çocuk,ne yani sen o kızı tanıyordun ve olacakları biliyordun ama bana hiç bahsetmedinmi diye sordu biraz kızgın bir dille.
-Küçük dostum,bütün bunları söylesem bana inanırmıydın ki? Hem ben o küçük kıza söz vermiştim sana,ondan bahsetmeyeceğime dair.ee nasıl buldun bakalım bizim güzel afromaid imizi?
-Çok güzel bir kız,fakat ben şu an kimseyi istemiyorum hayatımda,hem üstelik o bir deniz kızı.nasıl olurda onla bir ilişki yaşarım.
-Küçük dostum.Bu büyük bir karar.Çünkü denizkızlarına aşık olan adem oğulları genelde,akıllarını yitirirler.Devamlı onlarla beraber olmak için denizlerde kaybolur ve en sonunda ya susuzluktun yada denizen gazabından ölüp giderler.Aman sen dikkat et kendine.
Çocuk rüzgara,
-İyide,ben zaten kimseyi istemiyorum ki.Hem başkalarıda mı deniz kızlarıyla beraber oldu?
-Bilmediğin çok şey var dostum,ama öğreniceksin hemde çok yakında öğreneceksin.Fakat şimdilik sadece kendi hayatını düşün.Unutma sen herşeyden once geliyorsun ve denize bağırarak verdiğin sözleri unutma.
Çocuk kızgın bir dille,
-SEN BENİ Mİ DİNLİYORDUN?
-Aslında dinlemiyordum fakat o kadar içten bağırdın ve bizim adımızı kullanarak o kadar derin bir söz verdin ki duymadan edemedim.
Çocuk kararlı bir tonla,
-Evet rüzgar,Ben denizde yaşayacam,denizde sevinip denizde üzülecem.Dünyanın bütün denizlerini görücem.Ve en sonunda denizde ölücem dedi.
Rüzgar,Tamam küçük dostum.Fakat şimdi lütfen eve gidelim ve sen yatıp uyu biraz dedi.
Çocuk ve rüzgar sabahın ilk ışıklarında çocuğun evinin yolunu tutarken.Dünyadaki rüzgara bağlı bütün afetler sona ermişdi….
Monday, 8 October 2007
1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3NEFES!!!
Evet dostlar,Baya uzun bir zamandır buraya yazı ekleyemiyorum maalesef.İnanın neden yazamadığımı bilmiyorum.Aslında hazırda olan 2 tane 'rüzgar ve çocuk' hikayesini eklemeye bile taakat bulamadım.Bunu uzun zamandır düşünüyordum fakat zannederim gerçek sebebini yeni buldum.Bana yazma sevgisini aşılayan,her yazdığım hikayeyi yada şiiri paylaştığım.Çok ama çok sevdiğim annanem Ferhunde hanımı 05.10.2007 de kaybettim.Yaşadığı her yılın hakkını dolu dolu veren biriydi benim ananem.Gerçekten hayatından cilt cilt kitap yazılabilecek,tecrübelerinden senelerce faydalanabilinecek bir insan dı.
Bu yazıda konumuz ölüm! üstelik çok yakınımın ananemin ölümü.Beni tanıyan çoğu kişi bilir.Ben yılda en az 1 kişiyi toprağa veririm.Üstelik bu işi yaparken genelde başından sonuna kadar her devresinde bulunurum.Fakat ananemin ölümü biraz daha değişik oldu.Olayın cidden çok farklı bir boyutundan başlayarak bu süreci yaşadım.
Ananem geçen seneki hastalığından sonra evine çıktı ve inanın 11 ay boyunca son 10 yılının en güzel dakikalarını geçirdi.En sağlıklı 10 yılıydı ve ben uzun süre ondan ayrılmayacağımı sanıyordum.Fakat hayat o kadar enteresan ki.İnanın bana HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİL!!!
cuma akşamı arkadaşlarla buluşmuştum ve neşeli bir yemekten sonra eve döndüm.Ev halkıyla yaptığımız kısa bir muhabbetten sonra odama geçerek telefonla konuşuyordum ki babamın bana seslendiğini duydum.'Orhan annen çok fenalaşmış karşıya gidelim' annanem bizim karşı apartmanımızda otururdu.25 yıldır hiç ayrılmadık anlıyacağınız.Herneyse, ben üstümü giyindim ve çantamı sırtıma taktım koşarak ananeme çıktım,daha kapıdan içeri girmeden annemin feryatlarını duydum.Sonradan öğrendiğim kadarıyla o dakika vefat etmiş.Yanına gittiğimde oturur vaziyetteydi ve anneme sarılmıştı.DAKSAR(DENİZ ARAMA KURTARMA)ekibinde öğrendiklerimiz ve daha önceki tecrübelerim doğrultusunda yatırarak suni tenefüz ve kalp masajı yapmaya başladım.1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3 nefes,1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3 nefes işin ilginç tarafı annanemin öldüğünü ve yaşı itibariyle bu müdahaleye cevap veremeyeceğini çok iyi biliyordum.Fakat olamazdı,annanem herzaman kurtulurdu.Doktorların kesin öldü dediği gün yoğun bakımdan çıkmıştı taş gibi hastahaneden çıktığında herkesin çok bakım gerekecek demesine inat 11 ay boyunca herzamankinden daha sağlıklı yaşamıştı.Bunları düşündükçe devam ettim.1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3 nefes,1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3nefes.Bir ara orda bulunan çocukluk arkadaşım cemin ablasına kaç dakika oldu dedim.Titreyerek 5 dakikadır suni tenefüs yapıyorsun dedi.Dayan anane dedim az kaldı ambulans gelmek üzeredir.1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3 nefes hadi anane gayret et biraz 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3nefes.bir ara gözleriyle bana bakıyor gibi geldi.Gözlerinde sanki napıyorsun bana,neler oluyor der gibi bir soru ifadesi vardı.gözlerinin içine bakmak dahada umutlandırmıştı beni.O sırada nazlıya bağırdım 'su verin bana' midem kalkmıştı ama bunun sebebi annanem değildi 10 dakikadan fazladır suni tenefüs yapıyordum ve bunu yapan herkesin bildiği gibi hızlı solunum yaparken kendi solunumunuzu bozmanızdan dolayı mideniz bulanıp başınız dönebilir.O sırada arkamı döndüm,nazlıdan suyu alıcağım sırada annemle göz göze geldik.Yüzünde çaresiz,umutlu fakat hüzünlü bir ifade vardı.Odadaki herkes bana bel bağlamıştı.Cemin babası ziya amcanın hadi orhan demesi babamın dayan oğlum diye bağırışı annemin yüzündeki ifade ve nazlının titreyen elleri hep bana bağlıydı.1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3nefes bir ara annaneme baktığımda sanki şimdi böö diye ayağa kalkıcak sandım.Bu tip şakalar yapmayı çok seven bir insandı çünkü rahmetli.Hatta 1 keresinde sigarayı bırakması için gittiği hipnoz terapisinde terapinin tam ortasında doktoru bööö diye korkutduğu için eski sabıkalıda sayılırdı.Kendine gelip böö diyeceğini düşünerek korkmamak için kendimi hazırladım.Çocukluğumda ellerinde büyüdüğüm ve aynı zamanda ebem olan hatice teyzem orhan 15 dakikadan fazla oldu dedi.Kendisi hemşire olduğu için ne demek olduğunu iyi biliyordu bu 15 dakikanın ve bende iyi biliyordum ama devam etmeliydinm.1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3 nefes.Tam o sırada uzun ilk yardımlarda çok görünen o sıkıcı olay oldu ve elimin altında kaburgasının kırıldığını anladım annanemin.Gerçi kurtulması daha önemliydi ama şimdi 1-2 ay kırık kaynayana kadar çekicek diye üzüldüm ve kendime kızdım.Ambulans nerde kaldı diye bağırdığım sırada telefon geldi.Direk telefonu alarak hasta şu anda X,20 dakikaya yakındır cqr yapıyorum geldiğinizde elektro şok hazır olsun diyebildim ve devam ettim 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3nefes. normalde 30 set halinde yapılırdı ama annanemin yaşı ve nefes problemi itibariyle 15set yapmak daha doğruydu.1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3 nefes derken ambulans geldi yukarıya çıkarlarken hadi annane bak ambulans geldi diyerek devam ediyordum fakat artık ihtimal olmadığınıda çok iyi biliyordum.sedyeye koyup aşağı indirdik.Ambulanstaki görevliler çok istemeselerde 2 kere elektro şok yapılmasını söyledim ve hastahane yolunu tuttuk.Hatahaneye tabiki ambulans bizden önce gitmişti.Annem yanımdaydı ve içeri girdiğimizde ben zaten öldüğünü biliyordum.Doktorun odasına yanlız girdim.Doktor başınız sağolsun,siz yapılması gerekenin fazlasını yapmışsınız ama kurtulamadı dedi.Biliyorum doktor hanım zaten 30 dakika önce ölmüştü sadece 1 umutdu dedim.Anneme sölemeliydim ama nasıl söyleyebilirdim ki.Doktora lütfen siz söyleyin dedim.Doktor hanım dışarı çıktığında anneme bakarak beni işaret etti ve elinden gelen herşeyi yapmış dedi.Annem peki şimdi nasıl doktor hanım dedi.Doktor sustu ve yine iş bana düşmüştü.BAŞIMIZ SAĞOLSUN ANNE DEDİM!!. Annem koluma yığıldı.Onu sakinleştirmek için yaptığım her harekette fark ettim ki içimden sayıyorum 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15!!!!
Annem biraz sakinleştiği sırada içeri girdik beraber.İşte karşımızdaydı annanem! yıllardır başımızdan eksik olmayan ve bizim her derdimizi kederimizi paylaşan ANNANEM UYUR GİBİ YATIYORDU.Annemin ağıtları yada odanın dışında ağlayanların sesleri bana çok boğuk geliyordu.Defalarca yaşadığım bu senaryo nedense çok farklı gibiydi.Annanemi morg a indirdim.3 hasta bakıcı ve ben.yine tanıdık olmadan tek başıma!
Morga girdiğimizde rica ettim son kes vedalaşmak istiyorum.Fermuarı açtım ve yanaklarına sarıldım.alnından öptüm ve veda ettim onu.
Eve döndüğümüzde annemin derdine düşmemek elde değildi.Tansiyonu fırlamış tirtir titriyordu.Gece saat 4 e kadar uyumadık ama benim cumartesi yapılması gereken işlerim vardı.Nede olsa her zamanki gibi hastahaneye gidilecek ölüm kağıdı alınacak daha sonra mezarlığa gidip defin işlemleri yapılacak ve pazartesi günü defnedilmek üzere herşey halledilecekti.Yıllardır yaptığım işlemlerdi aslında.Nerde ne yapılacağını çok iyi biliyordum.O gece kendimi çok sorguladım.Acaba yanlış birşey mi yaptım acaba ilk yardım sırasında daha ne yapabilirdim diye sabahı sabah ettim.Fakat gerçekten olması gerekenden fazlasını yaptığımı biliyorum.15 dakikadan sonra kurtulma ihtimali milyonda bir olmasına rağmen ben 20-25 dakika ilk yardım yapmıştım.
İşin trajik ve aynı zamanda ironik tarafı hiç tanımadığım insanları kurtarabilmişken canımın bir parçasını kurtaramamış olmamdı.bu düşüncelerle uykuya daldım.
Sabah yani cumartesi günü bütün işlemler öğlene kadar bitti.Artık pazartesi günü meftayı hastahanenin morgundan alıp gasilhaneye götürmek kaldı.Bu arada bir sürü arkadaş,eş dost arıyor ve baş sağlığı diliyordu.Annanemi kaybettiğim akşam yanımda olan ve bütün müdahaleye şahit olan yakınım beni kenara çekip dediki.'Oğlum seni doğduğun günden beri tanıyorum ve senin annen sayılırım fakat ilk defa senden o gece korktum!' ve devam etti sen gelene kadar herkes de bir panik vardı kimse ne yapılacağını bilmeden ordan oraya koşturuyordu,fakat sen içeri girdiğinde tek kelimyle herkesi düzene soktun.sen annanenle uğraşırken kimse hareket dahi edemedi.Ve orda senin gözlerini gördüm! İLK DEFA BÖYLE BAKTIĞINI GÖRÜYORUM,YILAN GİBİ BAKIŞIN VARDI DEDİ!!' Hakikatende beni iyi tanıyanlar bilir.Kriz anında yanımda olanların beni tek tasfir şekilleridir yılan gibi donuk ve odaklanmış bakışlar!
Annanem o bakışları hiç görmemişti.Ve umarım o gecede görmemiştir!
Haftasonu taziye ye gelenleri ağırlamakla geçti,Ayrıca pazartesi günü yapılacak olan dua yıda organize ettik.En önemlisi annemin yanında ona destek olmakla.Pazartesi yani bugün sabah erkenden.Mezarlığa gittik.Ordan cenaze arabasını alıp hastahaneye gittik.Annanemi morgtan çıkarıp,gasilhaneye gittiğimde annem ordaydı.Yıkamak için girerken bende yanında olmak istedim ama usule aykırı olduğu için yanında kalamadım.Cenaze töreni için musalla taşına yatırdığımızda içimden bu işleri nekadar çok yaptığım geçti.Hergelenin başınız sağolsun demesi aslında çok boş geldi.En önemlisi 'nasılsın' sorusuna nasıl bir cevap vermem gerektiğiydi.NASILSIN! Nasıl olunabilir ki?!!!
Ananemin başında helallik almak için dua ettim.Onu vedalaşırken daha öncekilere yaptığım gibi onunlada bir anlaşma yaptım.Cenaze töreni için saf tuttuğumda başka birşey fark ettim.İslamiyetle o kadar haşır neşir olmama ma rağmen,cenaze namazında okunan er duayı ezbere tekrarlıyordum.Nekadar enteresan diye düşünürken o soru soruldu.Rahmetli ferhunde hanımı nasıl bilirdiniz?,Hakkınızı helal edermisiniz?.Tüm kalbimle helal olsun.BAYAT KUŞUM,HAKKIM VARSA TÜM KALBİMLE HELAL OLSUN!!! Namaz bittikten sonra,tabutu omuzlayıp arabaya götürdük.arabayla mezara gidip tabutu mezara taşıdık.Tabutta kalan baş örtüsünü almaya çalıştığım sırada biri bağırdı 'orhan koş çukura koyuluyor!' istem dışı koştum fakat şimdi soruyorum.O çukura neden tekrar ben girdim.Neden başkası davranmadı ve beni soktular? herneyse bayat kuşumun önce ayaklarını sonrada başını toprağa koydum.Başının altına yastık yapıp üstüne tahta dizdim. dışarı çıktım ve bir kerede orda dua okundu.Yaklaşık 70 kişiydik ve dua bittiğinde kürekle toprak atmaya başladık.Hep bilinen işler hep yapılan işler fakat neden se senaryo değişik geliyor!!!
Şu an eve daha yeni gelip bu yazıyı yazıyorum.Hala telefonla başsağlığı dilekleri geliyor.Bütün bu başsağlığı için arayan eş-dost-arkadaşve tanıdıklara teşekkür ederim.Benim için başka bir ilk daha oldu bu telefonlar sırasında.Geçen sene annanem hastahaneye yattığında telefonla konuştuğum bir arkadaşıma 'doktorlar umut yok diyor' demiştim oda bana 'başın sağ olsun o zaman' demişti. çok vicdansız ve acımasız bir kelimeydi ama o arkadaşıma olan saygımdan susmuştum. Arkadaşım dün tekrar aradı,'başın sağ olsun dedi.' ilk defa aynı kişi bana aynı sebepten başın sağolsun dedi hayatımda.GÜZELİM SEN O DİLEĞİNİ BANA 1 YIL ÖNCE SÖYLEMİŞTİN!! TEKRAR ARAMANA GEREK YOKTU,ÇÜNKÜ O GÜN BENİ BÖYLE TESELLİ ETMİŞTİN ZATEN!!! Yinede sağol.
Ananem hakkında çok uzun bir yazı yazmayı planlıyorum.Bana yazma sevinci veren ve benim annem gibi olan canım bayat kuşum hakkında yazıcağım bu yazıyı burda paylaşmak beni mutlu edecek.
Haberi olan olmayan,cenazeye gelen gelemeyen herkesten allah razı olsun.
Bu yazıda konumuz ölüm! üstelik çok yakınımın ananemin ölümü.Beni tanıyan çoğu kişi bilir.Ben yılda en az 1 kişiyi toprağa veririm.Üstelik bu işi yaparken genelde başından sonuna kadar her devresinde bulunurum.Fakat ananemin ölümü biraz daha değişik oldu.Olayın cidden çok farklı bir boyutundan başlayarak bu süreci yaşadım.
Ananem geçen seneki hastalığından sonra evine çıktı ve inanın 11 ay boyunca son 10 yılının en güzel dakikalarını geçirdi.En sağlıklı 10 yılıydı ve ben uzun süre ondan ayrılmayacağımı sanıyordum.Fakat hayat o kadar enteresan ki.İnanın bana HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİL!!!
cuma akşamı arkadaşlarla buluşmuştum ve neşeli bir yemekten sonra eve döndüm.Ev halkıyla yaptığımız kısa bir muhabbetten sonra odama geçerek telefonla konuşuyordum ki babamın bana seslendiğini duydum.'Orhan annen çok fenalaşmış karşıya gidelim' annanem bizim karşı apartmanımızda otururdu.25 yıldır hiç ayrılmadık anlıyacağınız.Herneyse, ben üstümü giyindim ve çantamı sırtıma taktım koşarak ananeme çıktım,daha kapıdan içeri girmeden annemin feryatlarını duydum.Sonradan öğrendiğim kadarıyla o dakika vefat etmiş.Yanına gittiğimde oturur vaziyetteydi ve anneme sarılmıştı.DAKSAR(DENİZ ARAMA KURTARMA)ekibinde öğrendiklerimiz ve daha önceki tecrübelerim doğrultusunda yatırarak suni tenefüz ve kalp masajı yapmaya başladım.1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3 nefes,1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3 nefes işin ilginç tarafı annanemin öldüğünü ve yaşı itibariyle bu müdahaleye cevap veremeyeceğini çok iyi biliyordum.Fakat olamazdı,annanem herzaman kurtulurdu.Doktorların kesin öldü dediği gün yoğun bakımdan çıkmıştı taş gibi hastahaneden çıktığında herkesin çok bakım gerekecek demesine inat 11 ay boyunca herzamankinden daha sağlıklı yaşamıştı.Bunları düşündükçe devam ettim.1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3 nefes,1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3nefes.Bir ara orda bulunan çocukluk arkadaşım cemin ablasına kaç dakika oldu dedim.Titreyerek 5 dakikadır suni tenefüs yapıyorsun dedi.Dayan anane dedim az kaldı ambulans gelmek üzeredir.1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3 nefes hadi anane gayret et biraz 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3nefes.bir ara gözleriyle bana bakıyor gibi geldi.Gözlerinde sanki napıyorsun bana,neler oluyor der gibi bir soru ifadesi vardı.gözlerinin içine bakmak dahada umutlandırmıştı beni.O sırada nazlıya bağırdım 'su verin bana' midem kalkmıştı ama bunun sebebi annanem değildi 10 dakikadan fazladır suni tenefüs yapıyordum ve bunu yapan herkesin bildiği gibi hızlı solunum yaparken kendi solunumunuzu bozmanızdan dolayı mideniz bulanıp başınız dönebilir.O sırada arkamı döndüm,nazlıdan suyu alıcağım sırada annemle göz göze geldik.Yüzünde çaresiz,umutlu fakat hüzünlü bir ifade vardı.Odadaki herkes bana bel bağlamıştı.Cemin babası ziya amcanın hadi orhan demesi babamın dayan oğlum diye bağırışı annemin yüzündeki ifade ve nazlının titreyen elleri hep bana bağlıydı.1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3nefes bir ara annaneme baktığımda sanki şimdi böö diye ayağa kalkıcak sandım.Bu tip şakalar yapmayı çok seven bir insandı çünkü rahmetli.Hatta 1 keresinde sigarayı bırakması için gittiği hipnoz terapisinde terapinin tam ortasında doktoru bööö diye korkutduğu için eski sabıkalıda sayılırdı.Kendine gelip böö diyeceğini düşünerek korkmamak için kendimi hazırladım.Çocukluğumda ellerinde büyüdüğüm ve aynı zamanda ebem olan hatice teyzem orhan 15 dakikadan fazla oldu dedi.Kendisi hemşire olduğu için ne demek olduğunu iyi biliyordu bu 15 dakikanın ve bende iyi biliyordum ama devam etmeliydinm.1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3 nefes.Tam o sırada uzun ilk yardımlarda çok görünen o sıkıcı olay oldu ve elimin altında kaburgasının kırıldığını anladım annanemin.Gerçi kurtulması daha önemliydi ama şimdi 1-2 ay kırık kaynayana kadar çekicek diye üzüldüm ve kendime kızdım.Ambulans nerde kaldı diye bağırdığım sırada telefon geldi.Direk telefonu alarak hasta şu anda X,20 dakikaya yakındır cqr yapıyorum geldiğinizde elektro şok hazır olsun diyebildim ve devam ettim 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3nefes. normalde 30 set halinde yapılırdı ama annanemin yaşı ve nefes problemi itibariyle 15set yapmak daha doğruydu.1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15 3 nefes derken ambulans geldi yukarıya çıkarlarken hadi annane bak ambulans geldi diyerek devam ediyordum fakat artık ihtimal olmadığınıda çok iyi biliyordum.sedyeye koyup aşağı indirdik.Ambulanstaki görevliler çok istemeselerde 2 kere elektro şok yapılmasını söyledim ve hastahane yolunu tuttuk.Hatahaneye tabiki ambulans bizden önce gitmişti.Annem yanımdaydı ve içeri girdiğimizde ben zaten öldüğünü biliyordum.Doktorun odasına yanlız girdim.Doktor başınız sağolsun,siz yapılması gerekenin fazlasını yapmışsınız ama kurtulamadı dedi.Biliyorum doktor hanım zaten 30 dakika önce ölmüştü sadece 1 umutdu dedim.Anneme sölemeliydim ama nasıl söyleyebilirdim ki.Doktora lütfen siz söyleyin dedim.Doktor hanım dışarı çıktığında anneme bakarak beni işaret etti ve elinden gelen herşeyi yapmış dedi.Annem peki şimdi nasıl doktor hanım dedi.Doktor sustu ve yine iş bana düşmüştü.BAŞIMIZ SAĞOLSUN ANNE DEDİM!!. Annem koluma yığıldı.Onu sakinleştirmek için yaptığım her harekette fark ettim ki içimden sayıyorum 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14-15!!!!
Annem biraz sakinleştiği sırada içeri girdik beraber.İşte karşımızdaydı annanem! yıllardır başımızdan eksik olmayan ve bizim her derdimizi kederimizi paylaşan ANNANEM UYUR GİBİ YATIYORDU.Annemin ağıtları yada odanın dışında ağlayanların sesleri bana çok boğuk geliyordu.Defalarca yaşadığım bu senaryo nedense çok farklı gibiydi.Annanemi morg a indirdim.3 hasta bakıcı ve ben.yine tanıdık olmadan tek başıma!
Morga girdiğimizde rica ettim son kes vedalaşmak istiyorum.Fermuarı açtım ve yanaklarına sarıldım.alnından öptüm ve veda ettim onu.
Eve döndüğümüzde annemin derdine düşmemek elde değildi.Tansiyonu fırlamış tirtir titriyordu.Gece saat 4 e kadar uyumadık ama benim cumartesi yapılması gereken işlerim vardı.Nede olsa her zamanki gibi hastahaneye gidilecek ölüm kağıdı alınacak daha sonra mezarlığa gidip defin işlemleri yapılacak ve pazartesi günü defnedilmek üzere herşey halledilecekti.Yıllardır yaptığım işlemlerdi aslında.Nerde ne yapılacağını çok iyi biliyordum.O gece kendimi çok sorguladım.Acaba yanlış birşey mi yaptım acaba ilk yardım sırasında daha ne yapabilirdim diye sabahı sabah ettim.Fakat gerçekten olması gerekenden fazlasını yaptığımı biliyorum.15 dakikadan sonra kurtulma ihtimali milyonda bir olmasına rağmen ben 20-25 dakika ilk yardım yapmıştım.
İşin trajik ve aynı zamanda ironik tarafı hiç tanımadığım insanları kurtarabilmişken canımın bir parçasını kurtaramamış olmamdı.bu düşüncelerle uykuya daldım.
Sabah yani cumartesi günü bütün işlemler öğlene kadar bitti.Artık pazartesi günü meftayı hastahanenin morgundan alıp gasilhaneye götürmek kaldı.Bu arada bir sürü arkadaş,eş dost arıyor ve baş sağlığı diliyordu.Annanemi kaybettiğim akşam yanımda olan ve bütün müdahaleye şahit olan yakınım beni kenara çekip dediki.'Oğlum seni doğduğun günden beri tanıyorum ve senin annen sayılırım fakat ilk defa senden o gece korktum!' ve devam etti sen gelene kadar herkes de bir panik vardı kimse ne yapılacağını bilmeden ordan oraya koşturuyordu,fakat sen içeri girdiğinde tek kelimyle herkesi düzene soktun.sen annanenle uğraşırken kimse hareket dahi edemedi.Ve orda senin gözlerini gördüm! İLK DEFA BÖYLE BAKTIĞINI GÖRÜYORUM,YILAN GİBİ BAKIŞIN VARDI DEDİ!!' Hakikatende beni iyi tanıyanlar bilir.Kriz anında yanımda olanların beni tek tasfir şekilleridir yılan gibi donuk ve odaklanmış bakışlar!
Annanem o bakışları hiç görmemişti.Ve umarım o gecede görmemiştir!
Haftasonu taziye ye gelenleri ağırlamakla geçti,Ayrıca pazartesi günü yapılacak olan dua yıda organize ettik.En önemlisi annemin yanında ona destek olmakla.Pazartesi yani bugün sabah erkenden.Mezarlığa gittik.Ordan cenaze arabasını alıp hastahaneye gittik.Annanemi morgtan çıkarıp,gasilhaneye gittiğimde annem ordaydı.Yıkamak için girerken bende yanında olmak istedim ama usule aykırı olduğu için yanında kalamadım.Cenaze töreni için musalla taşına yatırdığımızda içimden bu işleri nekadar çok yaptığım geçti.Hergelenin başınız sağolsun demesi aslında çok boş geldi.En önemlisi 'nasılsın' sorusuna nasıl bir cevap vermem gerektiğiydi.NASILSIN! Nasıl olunabilir ki?!!!
Ananemin başında helallik almak için dua ettim.Onu vedalaşırken daha öncekilere yaptığım gibi onunlada bir anlaşma yaptım.Cenaze töreni için saf tuttuğumda başka birşey fark ettim.İslamiyetle o kadar haşır neşir olmama ma rağmen,cenaze namazında okunan er duayı ezbere tekrarlıyordum.Nekadar enteresan diye düşünürken o soru soruldu.Rahmetli ferhunde hanımı nasıl bilirdiniz?,Hakkınızı helal edermisiniz?.Tüm kalbimle helal olsun.BAYAT KUŞUM,HAKKIM VARSA TÜM KALBİMLE HELAL OLSUN!!! Namaz bittikten sonra,tabutu omuzlayıp arabaya götürdük.arabayla mezara gidip tabutu mezara taşıdık.Tabutta kalan baş örtüsünü almaya çalıştığım sırada biri bağırdı 'orhan koş çukura koyuluyor!' istem dışı koştum fakat şimdi soruyorum.O çukura neden tekrar ben girdim.Neden başkası davranmadı ve beni soktular? herneyse bayat kuşumun önce ayaklarını sonrada başını toprağa koydum.Başının altına yastık yapıp üstüne tahta dizdim. dışarı çıktım ve bir kerede orda dua okundu.Yaklaşık 70 kişiydik ve dua bittiğinde kürekle toprak atmaya başladık.Hep bilinen işler hep yapılan işler fakat neden se senaryo değişik geliyor!!!
Şu an eve daha yeni gelip bu yazıyı yazıyorum.Hala telefonla başsağlığı dilekleri geliyor.Bütün bu başsağlığı için arayan eş-dost-arkadaşve tanıdıklara teşekkür ederim.Benim için başka bir ilk daha oldu bu telefonlar sırasında.Geçen sene annanem hastahaneye yattığında telefonla konuştuğum bir arkadaşıma 'doktorlar umut yok diyor' demiştim oda bana 'başın sağ olsun o zaman' demişti. çok vicdansız ve acımasız bir kelimeydi ama o arkadaşıma olan saygımdan susmuştum. Arkadaşım dün tekrar aradı,'başın sağ olsun dedi.' ilk defa aynı kişi bana aynı sebepten başın sağolsun dedi hayatımda.GÜZELİM SEN O DİLEĞİNİ BANA 1 YIL ÖNCE SÖYLEMİŞTİN!! TEKRAR ARAMANA GEREK YOKTU,ÇÜNKÜ O GÜN BENİ BÖYLE TESELLİ ETMİŞTİN ZATEN!!! Yinede sağol.
Ananem hakkında çok uzun bir yazı yazmayı planlıyorum.Bana yazma sevinci veren ve benim annem gibi olan canım bayat kuşum hakkında yazıcağım bu yazıyı burda paylaşmak beni mutlu edecek.
Haberi olan olmayan,cenazeye gelen gelemeyen herkesten allah razı olsun.
Saturday, 18 August 2007
Rüzgar ve beklenmeyen misafir
Biranda yatağından fırladığında saat çoktan gece yarısını geçmişti.Kendine gelmeye çalışırken vicudunun her yerinin terden sırlsıklam olduğunu fark etmesi uzun sürmedi.Ne fena bir kabus du diye geçirdi içinden.Aslında çok uzun zamandır bu ve buna benzer kabusları görüyordu.Hergece yatağından sıçrayarak uyanmak ve en kötüsü uyumak üzereyken ya yine kabus görürsem diye düşünmek canına tak etmişti artık.Bir bardak su içmeye mutfağa gittiğinde çoktan sigarasını da yakmıştı.Geri geldiğinde penceresini açıp dışarıyı seyretmeye başladı.Aslında seyredecek fazla bişi yoktu.Daha çok gecenin sessizliğini dinliyordu.Gecenin sessizliği! Yaşadığı koskoca şehrin pislik yuvası sokaklarının,keşkemeş içindeki semtlerinin, yoksulluk,hayalkırıklığı,telaş,üzüntü ve öfke içindeki insanlarının seslerini duymadıkça,kornaların haykırışlarını işitmedikçe huzur buluyordu.Enteresan bir şekilde saka olduğunu düşündüğü bir kuşun sevdiği şarkıyı anımsatan ötüşü dikkatini çekti.Alla allah dedi içinden,buralarda kuş ötermiydi hiç(!)Aslında yaşadığı kent e aşıkdı fakat neyazıkki gün içinde onun hep kötü yanları öne çıkıyordu.Oysa gece öylemiydi? geceleyin o nalet kent gidiyor yerine dünyanın en güzel,en masum ve en saf kent i geliyordu sanki.Zaten aradığı herşey onda mevcuttu.Deniz'ine doyamıyor,ormanından kopamıyordu.Sonra birden aklına rüzgar geldi.Baya zaman olmuştu O kudretli dostuyla konuşmayalı.Gelicem merak etme demişti ama heralde baya işi vardı ki bayadır uğrayamıyordu.Bir an içinden acaba çağırsam gelirmi diye düşündü ve denemeye karar verdi.Hem sanki denemek ten ne çıkardı ki?Rüzgar! diye bağırdı pencereden.Ses çıkmayınca bu defa daha yüksek bir sesle RÜZGAR diye bağırdı.Fakat yine ses gelmeyince bu sefer uzatarak ve yüksek sesli olarak RÜÜZZGAARRRRR diye seslendi.
Aradan çok kısa bir zaman geçmiştiki.-Efendim küçük dostum diye bir karşılık aldı sesine.
-En sonunda gelebildin.Ne zamandır seni bekliyordum.Tamam eminim çok işin vardı ama keşke bir haber verseydin dedi çocuk.
-Mesaj yazmak istedim ama kontürüm yoktu diye cevap verdi rüzgar alaycı bir dille.ve devam etti.-Buyur genç dostum canını sıkan birşey mi oldu yada bir problemin mi var?
-Çocuk,kısık bir sesle evet var aslında,hergece benzer kabuslar görüyorum devamlı,üstelik bunlar giderek artıyor.Hatta bazen 1 gecede 2-3 kabus gördüğüm bile oluyor.Artık içimden uyumak gelmiyor diye cevap verdi.
-Rüzgar gülerek, kabus siz insanların çok değerli bir yeteneği alında dedi.-Yetenek mi(?) dedi çocuk şaşırarak.Nasıl bir yetenek insanı bu kadar huzursuz edebilirki!
-Bak çocuk,siz insanlar yüce yaratanın verdiği kudretle yatarken bile,tehlikelere karşı önlem alıyorsunuz beyninizle.Aslında her kabus birer antreman.Başınıza gelebilecek olayları önceden yaşayarak önlem alıyor,hazırlıklı oluyorsunuz.Buda sizi herzaman güçlü kılar.Mesela sen denizcisin.Boğulmak,fırtınada çaresiz kalmak senin en büyük kabusundur heralde.Dedi rüzgar.Çocuk ağzında kelimeleri yuvarlayarak,öyle fakat bu kabus olayı çok tatsız.Hem ayrıca söylemeye utanıyorum ama ben artık kabus görmekten korkuyorum dedi.
-Rüzgar yumuşak bir dille.Filozofun dediği gibi hayatta en cesur kişi,korkusunu en az belli eden kişidir dedi.Bak doztum herkes korkar,hatta en cesur sanılan herkül bile korkuyordu.Üstelik babası zeus dan korkuyordu.Fakat o kadar cesur du ki bu korkusunu babası dahil kimseye hissettirmez di.Bir tek benle konuşurken itiraf ederdi korktuğunu.
-Ne yani sen herkülle muhabbet mi ediyordun diye sordu çocuk.
-Elbette konuşuyordum.Posedion ve Zeusdan çok şikayetçiydi herkül onların insanlara gereksiz zulümler vermesine ve kendi egoları için kurban beklemelerinden nefret ediyordu.Fakat aynı zamanda isteseler kendini un ufak edebileceklerini de biliyordu.O yüzden çok korkar ama korkusunu belli etmezdi.
-O zamanlarda gerçekten o kadar çok tanrı varmıydı rüzgar? diye sordu çocuk
-Bak dostum,insan neye inanırsa o vardır.Sizin beyin gücünüz o kadar kuvvetli ki vicudunuza hükmederek kendinizi iyileştirebiliyorsunuz yada bir kısmınız sadece beyin gücüyle eşyalara hükmediyor.Kendini asla küçük görme bu konuda.O yüzden o dönemde insanlar bir sürü tanrı yarattılar ve daha sonra bu tanrılar gerçek oldu.
-Çocuk;aslında rüyalarımda hep benim yüzümden başkaları zarar görüyor ve ben sonu gelmeyen bir kuyuya düşmeye başlıyorum.Yoksa sence bu kabusda mı gerçek olur?
Rüzgar once biraz sessiz kaldıktan sonar cevap Verdi.
-Bence siz insanların yapması gereken sadece pozitif düşünmektir.Tamam sakın polyanacılık oynamayın,ama gelecekteki olaylara karşı haddinden fazla çelişkili ve olumsuz düşünürseniz emin ol gerçekten kötü birşeyler olur.Sana gelince sen akıllı birisin,bu rüyaları aslında senin bilinç altından dolayı gördüğünü idrak etmelisin.Sakın haa rüyaların çıkacak diye düşünme fakat benim için önemli olan kimin senin yüzünden zarar gördüğüdür?
-Aslında değişik değişik kişilere zarar verdiğimi görüyorum rüyalarımda.Kimi zaman ailemden birileri,kimi zaman arkadaşlarım.Bazen eskilerden çok önemli olan biri bazen se SU.
Rüzgar
-Hımm bu eskilerden olan kişiyi tahmin edebiliyorum.Fakat unutma O asıl kendi kendine zarar Verdi.Senin ona sunduğun sevgiyi,içtenliği elinin tersiyle iterek aslında buna değmeyeceğinide gösterdi!Bu saatten sonar senin one pek bir zararın olmaz.Zaten bildiğim kadarıyla bugüne kadarda pek bir zarar vermedin ona.Aslına bakarsan siz insanların bir diğer mecburiyetide yanlız yaşayamıyor olmanız.Bu kimi zaman çok iyi birşey ama O eskilerden dediğin kişinin yaşadığı gibi durumlarda çok ama çok zor birşey.Düşünsene sadece beraber yaşamak zorunda olduğu insanlar yüzünden hayatını değiştirdi.Ve en önemlisi bunu yaparken seninde hayatını değiştirdi.
-Doğru söylüyorsun ama yinede çekiniyorum.Tamam belki o kız’a zararım olmaz zaten dediğin gibi onun bana büyük zararları oldu,fakat ya SU?!
-Bak çocuk,SU gördüğüm kadarıyla gayet akıllı bir kız.Fakat çok zorluklar çekmiş bugüne kadar.Ancak son 2 haftadır gözlemlediğim kadarıyla baya bir düzeltmeye başladı hayatını.En önemlisi senin desteğinle yeniden şekillendirmeye çalışıyor yaşamını.Yeni bir iş bulması,okumaya karar vermesi,yabancı dil öğrenmeyi istemesi.Bunların hepsi senin desteğinle onun verdiği kararlar.Sen şu ana kadar ona o kadar çok yardımcı oldun ki.Kendini ona zarar verecekmiş gibi hissetmen çok saçma.
Çocuk rüzgara döner ve ürkek bir ses tonuyla
-Rüzgar,ben gerçekten aşık değilim Su’ya fakat onu çok seviyorum.Su benim için değerli bir arkadaş fakat bunu ona söylemektende çekiniyorum.Çünkü sanırım bana farklı şeyler hissediyor.
-Ahh siz insanlar,sizzler neden ya aşık yada arkadaş olduğunuzu varsayarsınız ki?
Bence sen bu Su’yla arkadaş olduğun için mutlu olmalısın ve onun seni sevgili gibi görmesinden dahada mutlu olmalısın.Aşk çok zor anlaşılır dostum ve ben aşık değilim demeden once iyi düşünmelisin.Arkadaşım diyorsun ama zaten arkadaş olmadan nasıl aşık olabilirsin ki?
Konuşma uzayıp giderken değişik bir his kaplamıştı çocuğun içini.Rüzgara dönerek.
-Farkındamısın sanki biri bizi dinliyor yada gizlice izliyor dedi.
-Rüzgar sessiz ol,şimdi anlarız dedi ve
Bira anda çok kuvvetli bir fırtına koptu.O kadar kuvvetliydiki odanın içi dışardan gelen ağaç yapraklarıyla dolmuştu ve o anda yaprakların kapladığı bir bayan vicudu ortaya çıktı.
-sen kimsin çabuk söyle.Dedi çocuk.
Rüzgar çocuğa dönerek.
-Evet cesur dostum Diana’ala tanış.Doğa verim ve ay tanrıçası Diana! Diye kükredi.
-Çocuk şaşkın bir şekilde.Nasıl yani hani biz insanlar inanmadıkları şeyler gerçek olmuyordu.Ben tek bir tanrıya inanırım ve buda Diana değil dedi.
O zamana kadar konuşmayan Diana,Tek bir tanrıya inanıyorsun.Peki ama BU TANRININ KİM OLDUĞUNU BİLİYORMUSUN? YADA BEN OLMADIĞIMI NERDEN BİLİYORSUN.Diye sordu tiz bir çığlıkla
Rüzgar
-Diana sen,yıllardır tanrıça değilsin.İnsanların seni tanıdığı yıllar çok geride kaldı.Sen sadece yüce yaratanın parçalarından birisin.Neden bunu Kabul etmiyorsun dedi.
Diana rüzgara dönerek
-Şuna bak,insanların göremediği bir esinti bana cevap veriyor.Ben doğa tanrıçasıyım.Ben verim tanrıçasıyım.Ben olmasam insanlar,hayvanlar yada RÜZGAR siz hiçbirşeysiniz diye cevap verdi.
Rüzgar
-Şimdi görürsün diyerek.O deminden beri sürdürdüğü esintiye son Verdi.Yapraklar dökülürken Diana artık görünmüyordu.
ve
-Hadi bakalım şimdi görün insanlara dedi.Kızgın bir tavırla
Dianadan geldiği anlaşılan ses şöyle diyordu.
-Beni görmesine gerek yok bu çocuğun.O beni hissedebiliyor.
Çocuk bağırarak
-yeter artık dedi.Kavga etmeyi kesin.Rüzgar benim dostum onunla böyle konuşma.Deminden beri bizi neden gizlice izledin ve neden buradasın?Diye sordu.
Diana
-Uzun zamandır bir tanrıyla konuşabilen bir insan görmemiştim.Zaten siz insanlar sadece yalvarmak için yaratana sığınıyorsunuz.Oysa senin bir tanrıyla konuştuğunu,dertleştiğini duyunca doğru mu diye merak ettim ve buraya geldim.Bak çocuk ben iyi bir tanrıçayım ve inan bana bu yaşlı tanrı kadar sana yardım edebilirim dedi.
-Ne tanrısı,ben tanrıyla falan konuşmadım ben sadece rüzgarla konuştum dedi çocuk.Ve rüzgara dönerek ona tanrı olmadığını söyle diye bağırdı.
Rüzgar sessiz bir şekilde
-Aslında ben tanrıydım fakat sizlerin bize inancı bitince bizlerin tanrılığı da bitti dedi.
Evet Eolos sonunda itiraf edebildin dedi Diana.
-Çocuk, eolos mu senin gerçek adın eolos mu diye sordu?
Rüzgar çocuğa dönerek.
-Bak küçük dostum.Siz insanlar bizlere birçok isim taktınız.Kiminiz rüzgar dedi,kiminiz eolos ama önemli olan benim kim olarak hissettiğim.Ben artık tanrı gibi hissetmiyorum kendimi çünkü sizler benden çok daha yüce bir yaratan a inanıyorsunuz onun yanında zeus bile çok güçsüzken ben sadece rüzgar olabilirim.Diana da sadece doğa olabilir dedi.
Diana araya girerek.
-Aslında Eolos haklı,sizler bizi var ederken bizlere çok büyük güçler verdiniz.Ama yok ederkende hepimize verdiğiniz güçleri tanımadığınız tek bir tanrıya verdiniz.Bukadar güce sahip bir tanrıyla bizler başa çıkamayız.O yüzden belki benimde kabullenmem gerek ki bizler daha fazla tanrı değiliz dedi.
Çocuk kızgın bir şekilde.
-Lütfen gidin artık.Kafam allak bullak oldu.Sizlerin söyledikleri yüzünden ne düşüneceğimi bilmiyorum.Artık yalnız kalamaya ihtiyacım var dedi ve kendisine baktığını hissettiği rüzgara.Lütfen sen de git rüzgar,yada eolos.Keşke her şeyi baştan anlatsaydın.Bu kadar çok sırrı olan bir dost olmayı nasıl başardın! Lüten git dedi.
Odadan önce Diana çıktı ve hükmettiği ay birden hiç olmadığı kadar parlak yaptı odayı. Daha sonraysa tatlı bir meltemle rüzgar terk etti.
Çocuk tek başına kaldığına emin olunca,yukarı baktı ve sanırım iyice deliriyorum.Önce rüzgar şimdiyse Diana.Benim acilen bir psikologa gitmem lazım diye düşündü.Aslında söyledikleri saçma değil fakat madem biz insanlar onlara inanmayı bırakınca tanrısal güçlerini kaybettiler.Şimdi nasıl var olabiliyorlar diye de düşünmeden edemedi.Yatağına yattığında kafasında binbir türlü soru vardı.Rüzgar gerçekten dostmuydu? Diana da nerden çıkmıştı böyle? Bundan sonra neler olacaktı ve en önemlisi bu yaşadıkları sadece aklının ona oynadığı kötü bir oyun muydu?
Thursday, 9 August 2007
Rüzgarla sohbet
Günler rüzgarı beklemekle geçmişti.Çocuk her akşam,gece hatta bazen şafak vaktine kadar odasında rüzgarın gelmesini bekliyor,duyduğu en ufak çıtırtıda onun geldiğini sanıp cama bakıyordu.Beklerken de düşünüyordu rüzgarın söylediklerini; gerçekten bu hayatta nekadarcık tecrübesi vardı ki yaşadıklarını bukadar kolay yargılıyordu.Sonra ne demişti rüzgar? 'tanrı sizlerin sadece kendisini kötü günlerinizde anmanızdan bıktı!!' hakikaten artık eskisi gibi'çok şükür'diyen insan sayısı azalmıştı.Aslında pekde az şey yaşamamıştı çocuk düşündükçe.Çok ufak yaşta ölümlerle,ayrılıklarla,aldatılmayla,yalanla tanışmıştı! Ölümler;katlanılmak zorunda kalınan ani ve acımasız ayrılıklar! Ölen kişinin ne hissettiği bilinmesede arkasında bıraktıkları ya birdaha göremeyecek olmanın bencilliğiyle yada ölümü kötü bir şey farzetmenin cahilliğiyle genelde gözyaşı döküyorlar diye düşündü çocuk.İçtiği sigaranın üstünde bile koskoca yazmışlardı SİGARA İÇMEK ÖLDÜRÜR,ee yani? tamam sigara içmek öldürür ama sonra ne olur?
Düşünme artık bunları,düşündükçe sorguluyorsun sorguladıkça,çıkmaza sürükleniyorsun dedi çocuk kendi kendine.Bu gece yıldızlar nekadar parlak diye içinden geçirdi.Bir yerde okumuştu en yakın yıldıza ulaşmanın milyonlarca yıl süreceğini.Peki ama okadar uzakda parlayan bir şey insana nasıl bu kadar çekici gelebiliyordu? etrafımızda o kadar yakın yıldızlar varken biz neden hep uzaktakilere ulaşmak için uğraşıyorduk? Mesela bu hafta tanıştığı O kömür karası saçlı kız.Adı neydi onun? evet Su.Ne kadar güzel bir ismi vardı kızın.Aslında sadece ismi değil kalbide,kendi de çok güzeldi kızın.Fakat yanlış olan bir şeyler vardı kızda! Uzun uzun konuştuktan sonra ciddi psikolojik rahatsızlıkları olduğunu anladı ama onu hiç yadırgamamıştı çocuk.Çok yanlız bir kızdı Su! bu hayatta hep itilmişti,hep yalanlar söylenmişti ona.Aslında korkuyordu çocuk suyla ilgilenirken.Ya yanlışlıkla o da üzerse Su yu? Ailesi dahil çok kişi anlamıyordu Su yu.Bir konuşmaları sırasında geçmişinden bahsetmişti Su çocuğa.Eski erkek arkadaşının ona yaşattığı kötü olaylardan,hatta hala yaşadıklarının etkisinde kaldığı için onun gittiği mekanların yakınına gidemiyordu.Bir insan böyle bir kıza neden bu kadar kötü davranırdı? neden zulüm çektirirdi anlayamıyordu çocuk.
Özellikle bayanların şiddet görmesine dayanamayan biri olarak,heleki bu kadar saf ve temiz bir kıza yapılan bu haksızlıklara isyan ediyordu.Su'nun tek derdi O adi eski aşkıda değildi aslında.Anlayışsız ve Şiddet yanlısı bir ailesi vardı.Ne dışarı çıkmasına nede başkalarıyla konuşmasına izin vermiyorlardı.Çok şükür ailemden yana bir sıkıntı çekmedim şu ana kadar diye düşündü çocuk.Verdiği bütün kararlarda arkasında durmuştu ailesi çocuğun,hatta bazen yaptığı hatalarda dahi ailesi yanındaydı.Ama Su'nun ailesine heleki abisini baktığında görüyordu ki gerçekten mutsuzluk ailede başlıyordu.Şu insanlar yasaklayarak,sıkarak tutsak ederek ellerine birşey geçmeyeceğini nezaman anlıyacak diye düşündü çocuk.Yasaklar istek doğurur oysa ki.Elma yasaklanmasaydı yenirmiydi acaba diye düşündü? yada sigara yasak olmasaydı,başlama yaşı bukadar erken olurmuydu? Sigara demişken yine çok içmeye başlamıştı çocuk sigarayı.Ama rüzgarla tanıştığı gündeki gibi bir ağırlık yoktu göğsünde.Demekki sigaranın suçu yokmuş diye düşündü.Sigara bütün hastalıkların kaynağı olabilir ama psikolojik çökmenin sebebi olmadığına eminim diye düşündü.Psikolojik sorunlar fizyolojik olanlardan daha çok etkiliyor aslında insanı.Mesela Su, şuan kimseye güvenemiyor,kimseyle konuşamıyor hatta kendine bile güvenemiyor oysa ki nekadar harika bir kız! Üstelik daha 22 yaşında.Hayatnın en güzel yıllarında ona bukadar travmatik acılar yaşatan kişilere nalet olsun!Yanlızlık insanı yiyip bitiriyor diye düşündü çocuk.Tamam belki ailesi kalabalık yada arkadaşları var ama eğer söylediklerin anlaşılmıyorsa,duyguların yok sayılıyorsa yada en önemlisi sen yok sayılıyorsan nasıl yanlız olmazsın ki? yanında destek olucak biri yoksa bütün bu acımasız dünyaya nasıl katlanabilirsin ki? Fakat ne demişti rüzgar? '7 denizden 2 sini görmüşken,bütün hepsine nasıl aşık olabilirsin ki' evet aslında çok doğru bir sözdü bu, yaşamadığın güzellikleri bilemezsin hatta onları göremezsin bile.Ve en önemlisi yaşamadığın acıları anlayamazsın da aynı zamanda.İnsan hep en kötüsünün başına geldiğini düşünür ama aslında çok ama çok daha kötüleri onun karşısına çıkmak için sıradadır.
Bugünde gelmiyecek dedi çocuk,biraz kızgın bir ifadeyle.Aslında belkide rüzgar diye biri yoktur,ben o akşam çok üzgündüm ve nasıl uyuşturucular halisilasyon görmeye sebep oluyorsa vicudumun salgıladığı hormonlarda o gece halisilasyon gösterdi diye de bir cevap verdi bu sorusuna.
-YOK CANIM NE HALÜSÜLASYONU!!
Çocuk cama dönerek rüzgar senmisin? diye seslendi.
-Tabiki benim,Peter Pan olucak halim yok ya!
-Neden bukadar uzun sürdü dönmen? neden kaç zamandır gelmedin?
-Bak çocuk,tamam senle konuşmak güzel,sana yardım etmekte hoşuma gidiyor ama unutma ben rüzgarım tek işim senle konuşmak değil.Hem ben kafama eser kuzeye giderim,canım ister güneye üflerim.RÜZGARIM BEN!
-Ama sen yokken hep seni bekledim ben,Senle konuşacak okadar çok şeyim vardı ki.Ama olsun şu an burdasın ya o da yeter.
-Anlat bakalım neymiş konuşacakların?! diye gürledi rüzgar
Çocuk elindeki çakmağı göstererek
-Önce izin verde lütfen sigaramı yakim,sen estikçe çakmak yanmıyor dedi.
ve sigarasını yaktıkatan sonra devam etti;
-Senin söyledikleri düşündüm bütün hafta,gerçekten sen haklısın,daha çok az şey yaşamışken peşin karar verdim.Aslında okadar çok liman var ki sığınacak hangisinin en iyisi yada en kötüsü olduğunu bilemiyorum.
-NE LİMANI,sen denizcisin, sen sığınmazsın limana.Benimle baş etmeyi,bana ayak uydurmayı bilmelisin.Hatırlıyormusun denize ilk çıktığın günlerde bir fırtına çıkmıştı
-Evet dedi çocuk heyecanla ve devam etti,yer gök bir olmuştu,hem yağmur vardı hemde deli gibi rüzgar esiyordu.Ufacık kayığım fındık kabuğu gibi dalgalara girip çıkıyordu ve ben denizde tek başınaydım.
-Evet işte o havayı ben özellikle çıkardım.Sen gerçekten beni tanı diye o kadar sert estim.Fakat orda,senin bana nekadar saygı gösterdiğini görünce ve beni alt etme çabanı yaşadıkça senin gerçek bir denizci olduğunu anladım.Biliyormusun o kadar sert rüzgarda bana küfür etmeyen bir tek sen vardın denizde! Çünkü sen benim görevimin esmek olduğunu ve bunu yaparken sizlere eziyet vermek için değil mecbur olduğum için yaptığımı biliyordun!
-Evet ama sonuçta o sert havada birçok kişi zarar gördü.Sen bunların sorumluluğunu alırken nasıl rahat ediyorsun?
-Onlarda benim şaka olmadığımı anlasın!! senindavrandığın gibi bana saygıyla davransın! ben tedbirini alan,benimle yaşamayı öğrenen,akıllı davranan kimseye zarar vermem.Ama onlar benle dalga geçerse,kendilerini ellerindeki paraya güvenerek en güçlü sanarlarsa daha çoook zarar görürler!Her neyse şunu söylemek istiyorum,hayatta kendinden başka hiç kimseye sığınamazsın! Elnino dediğiniz kasırgada yada Marry kasırgasında sığındığınız limanlardaki yüzlerce tekneyi evlerinizin çatısına fırlattım bunu daha anlayamadınızmı?
-Peki ama senin şerrinden kurtulmak için ne yapmalıyız? tabiki bir limana sığınacağız. dedi çocuk çaresizce
-Bak küçüğüm,Tabiki sizede hak veriyorum can korkusuyla,ordan oraya koşturuyorsunuz.Ama neden ölmekten bukadar çok korkuyorsunuz onu anlayamıyorum.Aslında ölümsüz olmaktan korkmanız lazımken yüce yaratanın size sunduğu bu lutfu neden beyenmemek gibi bir saygısızlık yapıyorsunuz?
-Nasıl yani,ölüm bir lütuf mu sence diye sordu çocuk şaşırarak?
-Tabiki bir lÜtuf genç dostum,düşünsene ben milyonlarca yıldır dünyadayım.Hatta dünya benle kuruldu.Benim taşıdığım oksijenle hayat buldunuz,benim rüzgarımla çiçekler büyüdü,kuşlar benim nefesimle göç etti ve siz denizciler benim rüzgarımla yol aldınız.Kapadokya dediğiniz yerin mimarı benim.Yada piramitlerinize ben şekil verdim.Ama bütün bunları yaşarken bu dünyanın yavaş yavaş ölmesine de tanık oldum.O kadar mani olmak istememe rağmen hiroşimaya attığınız atom bombasının asit yağmurlarını taşıdım km lerce uzağa.Fırtınalar,tayfunlar yarattım sizin dünyayı ısıtmanız yüzünden ve en kötüsü essemde sitem gördüm sizden esmesemde lanet ettiniz bana.Bukadar iyiliklere vesile olmuşken sadece kötülüklerim anlatıldı hep sizler arasında.Oysa ki sizler gibi ölümlü olsaydım sadece güzel anılarım kalırdı arkamda.Sizler şanslısınız çünkü öldüğünüzde bir bakıma affediliyorsunuz.Oysa ben istemeyerekde olsa yaptığım herşeyin suçunu çekiyorum.HEMDE SONSUZA DEK!
-Hiç bu şekilde düşünmemiştim. dedi çocuk
-Hayatta hep farklı yönlerden de düşünmelisin.
-Rüzgar aslında bu hafta bir kızla tanışdım dedi çocuk.
-Ee,nasıl sana dediğim gibi hep başka denizler varmış tanıyacak değilmi? dedi rüzgar alaycı bi ifadeyle
Çocuk biraz kızgın biraz da mahçup bir şekilde.
-HAYIR,aşık falan değilim sadece arkadaşım o benim. dedi
-Siz insanlara şaşırmamak imkansız,bir insan aşık olduğu kişiyle arkadaş olamazmış gibi davranıyorsunuz dedi.Tamam aşık değilim dersin anlarım ama nedemek aşık değilim arkadaşım! Aşk zaten en yüce arkadaşlık değilmidir çocuk?
-Ya doğru söylüyosunda,alışmış işte dilim.
Dedi çocuk utanarak.
-Neyse anlat bakalım kim miş bu kız?
Çocuk;
-Kızın adı Su.Aslında çok yaralı bir kalbi var ama bir okadar da saf ve temiz.Çok büyük acılar yaşamış gencecik yaşında ve maalesef aileside hiç destek olmamış ona.Aksine bazen ailesi yaşatmış bu acıları.Kimseye güvenmiyor şu an ve maalesef hayata pek umutla baktığıda söylenemez.Ama aslında okadar güzel ve tatlı bir kızki hayatta bütün güzellikleri hak ediyor.
dedi ve sustu,usulca
-Üzüldüm kızcağız için şimdi.İsmi çok güzelmiş.Benim en sevdiğim ortaklarımdan birinin ismini vermişler kıza.Aslında sizlerin işi hiç kolay değil.Kendi tercihiniz olmayan ailenizle yaşıyor ve onların öğrettikleri gibi hayata bakmak zorunda kalıyorsunuz.Nekadar zeki olursanız yada nekadar yenilikçi olursanız olun,onların öğrettiği bir takım şeyler kalıyor sizlerde.Bunlar kimi zaman doğru,kimi zamansa yanlış oluyor fakat siz hepsinin doğru olduğunu sanıyorsunuz!Bak dostum bu kıza hayat kötü davranmış olabilir ama anlattığın kadarıyla rahatça söyleyebilirimki
bütün yaşadıklarını atlatıcakdır bu kızcağız.Üstelik bir yandanda şanslı ki senin gibi bir arkadaşı var yardım edicek.
-Peki ya benim bütün bu yaptıklarım yüzünden bana aşık olursa? ilerde yanlış birşey yaparsam bu sefer onun için daha kötü olmaz mı?
-Hani sadece arkadaştınız dedi rüzgar güldü ve devam etti.sen isteyerek kötü davranmazsın,ayrıca onu yaşatacak kişi de sen değilsin.O, sen ona yardım ettiğin için düzelebilir ama sen ufak bir hata yaptın diye tekrardan bozulmaz merak etme.Senin üstüne düşen bukadar iyi bir arkadaşının yanında olman,destek olman ve görüyorum ki sende bunu yapmaya çalışıyorsunuz.Tanrım siz denizciler diğer insanlardan çok farklısınız.Eminimki yaratan sizi yaratırken aslında insan ırkında istediği bütün iyi yanları size vermiş fakat aynı zamanda doğuştan sonsuz deniz aşkını vererek de cezalandırmış.Bak dostum,o kız la ilerde ne olacağı önemli değil.Önemli olan şu an yardıma ihtiyacı olan bir insana yardım etmen hatta belkide onu kurtarman.Sana olan saygım biraz daha arttı bu davranışından.
-Peki ama,ona yardım etmem için doğru yol nedir sence?
-Doğru yol diye bir şey yoktur bunu bilmiyormusun? sen denizcisin,ben nerden esersem eseyim senin için önemli olan benden keyif almak ve istediğin yere gitmek değilmi? hangi yolu izlediğin önemli değil amaca ulaşan bütün yollar doğrudur.Neyse şimdi benim gitmem lazım.Ben yokken söylediklerimi düşün! ve unutma amacına ulaşırken keyif almaya bak!
Teşekkürler Rüzgar,kendine çok iyi bak ve lütfen gene gel dedi çocuk.
Odanın içinde kağıtlar havada uçuşurken,rüzgar çoktan gitmişti.
Saat çoktan gece 2 ye geliyordu ve ertesi gün erken kalkması gereken çocuk istemeyerek de olsa yatağına yattı.Uyumak üzere gözleri kapanırken.Aklında rüzgarın dedikleri ve kulaklarında o kudretli sesi çınlıyordu.AMACINA ULAŞMAK İÇİN YOL ALIRKEN KEYİF ALMAYA ÇALIŞ!!!
Düşünme artık bunları,düşündükçe sorguluyorsun sorguladıkça,çıkmaza sürükleniyorsun dedi çocuk kendi kendine.Bu gece yıldızlar nekadar parlak diye içinden geçirdi.Bir yerde okumuştu en yakın yıldıza ulaşmanın milyonlarca yıl süreceğini.Peki ama okadar uzakda parlayan bir şey insana nasıl bu kadar çekici gelebiliyordu? etrafımızda o kadar yakın yıldızlar varken biz neden hep uzaktakilere ulaşmak için uğraşıyorduk? Mesela bu hafta tanıştığı O kömür karası saçlı kız.Adı neydi onun? evet Su.Ne kadar güzel bir ismi vardı kızın.Aslında sadece ismi değil kalbide,kendi de çok güzeldi kızın.Fakat yanlış olan bir şeyler vardı kızda! Uzun uzun konuştuktan sonra ciddi psikolojik rahatsızlıkları olduğunu anladı ama onu hiç yadırgamamıştı çocuk.Çok yanlız bir kızdı Su! bu hayatta hep itilmişti,hep yalanlar söylenmişti ona.Aslında korkuyordu çocuk suyla ilgilenirken.Ya yanlışlıkla o da üzerse Su yu? Ailesi dahil çok kişi anlamıyordu Su yu.Bir konuşmaları sırasında geçmişinden bahsetmişti Su çocuğa.Eski erkek arkadaşının ona yaşattığı kötü olaylardan,hatta hala yaşadıklarının etkisinde kaldığı için onun gittiği mekanların yakınına gidemiyordu.Bir insan böyle bir kıza neden bu kadar kötü davranırdı? neden zulüm çektirirdi anlayamıyordu çocuk.
Özellikle bayanların şiddet görmesine dayanamayan biri olarak,heleki bu kadar saf ve temiz bir kıza yapılan bu haksızlıklara isyan ediyordu.Su'nun tek derdi O adi eski aşkıda değildi aslında.Anlayışsız ve Şiddet yanlısı bir ailesi vardı.Ne dışarı çıkmasına nede başkalarıyla konuşmasına izin vermiyorlardı.Çok şükür ailemden yana bir sıkıntı çekmedim şu ana kadar diye düşündü çocuk.Verdiği bütün kararlarda arkasında durmuştu ailesi çocuğun,hatta bazen yaptığı hatalarda dahi ailesi yanındaydı.Ama Su'nun ailesine heleki abisini baktığında görüyordu ki gerçekten mutsuzluk ailede başlıyordu.Şu insanlar yasaklayarak,sıkarak tutsak ederek ellerine birşey geçmeyeceğini nezaman anlıyacak diye düşündü çocuk.Yasaklar istek doğurur oysa ki.Elma yasaklanmasaydı yenirmiydi acaba diye düşündü? yada sigara yasak olmasaydı,başlama yaşı bukadar erken olurmuydu? Sigara demişken yine çok içmeye başlamıştı çocuk sigarayı.Ama rüzgarla tanıştığı gündeki gibi bir ağırlık yoktu göğsünde.Demekki sigaranın suçu yokmuş diye düşündü.Sigara bütün hastalıkların kaynağı olabilir ama psikolojik çökmenin sebebi olmadığına eminim diye düşündü.Psikolojik sorunlar fizyolojik olanlardan daha çok etkiliyor aslında insanı.Mesela Su, şuan kimseye güvenemiyor,kimseyle konuşamıyor hatta kendine bile güvenemiyor oysa ki nekadar harika bir kız! Üstelik daha 22 yaşında.Hayatnın en güzel yıllarında ona bukadar travmatik acılar yaşatan kişilere nalet olsun!Yanlızlık insanı yiyip bitiriyor diye düşündü çocuk.Tamam belki ailesi kalabalık yada arkadaşları var ama eğer söylediklerin anlaşılmıyorsa,duyguların yok sayılıyorsa yada en önemlisi sen yok sayılıyorsan nasıl yanlız olmazsın ki? yanında destek olucak biri yoksa bütün bu acımasız dünyaya nasıl katlanabilirsin ki? Fakat ne demişti rüzgar? '7 denizden 2 sini görmüşken,bütün hepsine nasıl aşık olabilirsin ki' evet aslında çok doğru bir sözdü bu, yaşamadığın güzellikleri bilemezsin hatta onları göremezsin bile.Ve en önemlisi yaşamadığın acıları anlayamazsın da aynı zamanda.İnsan hep en kötüsünün başına geldiğini düşünür ama aslında çok ama çok daha kötüleri onun karşısına çıkmak için sıradadır.
Bugünde gelmiyecek dedi çocuk,biraz kızgın bir ifadeyle.Aslında belkide rüzgar diye biri yoktur,ben o akşam çok üzgündüm ve nasıl uyuşturucular halisilasyon görmeye sebep oluyorsa vicudumun salgıladığı hormonlarda o gece halisilasyon gösterdi diye de bir cevap verdi bu sorusuna.
-YOK CANIM NE HALÜSÜLASYONU!!
Çocuk cama dönerek rüzgar senmisin? diye seslendi.
-Tabiki benim,Peter Pan olucak halim yok ya!
-Neden bukadar uzun sürdü dönmen? neden kaç zamandır gelmedin?
-Bak çocuk,tamam senle konuşmak güzel,sana yardım etmekte hoşuma gidiyor ama unutma ben rüzgarım tek işim senle konuşmak değil.Hem ben kafama eser kuzeye giderim,canım ister güneye üflerim.RÜZGARIM BEN!
-Ama sen yokken hep seni bekledim ben,Senle konuşacak okadar çok şeyim vardı ki.Ama olsun şu an burdasın ya o da yeter.
-Anlat bakalım neymiş konuşacakların?! diye gürledi rüzgar
Çocuk elindeki çakmağı göstererek
-Önce izin verde lütfen sigaramı yakim,sen estikçe çakmak yanmıyor dedi.
ve sigarasını yaktıkatan sonra devam etti;
-Senin söyledikleri düşündüm bütün hafta,gerçekten sen haklısın,daha çok az şey yaşamışken peşin karar verdim.Aslında okadar çok liman var ki sığınacak hangisinin en iyisi yada en kötüsü olduğunu bilemiyorum.
-NE LİMANI,sen denizcisin, sen sığınmazsın limana.Benimle baş etmeyi,bana ayak uydurmayı bilmelisin.Hatırlıyormusun denize ilk çıktığın günlerde bir fırtına çıkmıştı
-Evet dedi çocuk heyecanla ve devam etti,yer gök bir olmuştu,hem yağmur vardı hemde deli gibi rüzgar esiyordu.Ufacık kayığım fındık kabuğu gibi dalgalara girip çıkıyordu ve ben denizde tek başınaydım.
-Evet işte o havayı ben özellikle çıkardım.Sen gerçekten beni tanı diye o kadar sert estim.Fakat orda,senin bana nekadar saygı gösterdiğini görünce ve beni alt etme çabanı yaşadıkça senin gerçek bir denizci olduğunu anladım.Biliyormusun o kadar sert rüzgarda bana küfür etmeyen bir tek sen vardın denizde! Çünkü sen benim görevimin esmek olduğunu ve bunu yaparken sizlere eziyet vermek için değil mecbur olduğum için yaptığımı biliyordun!
-Evet ama sonuçta o sert havada birçok kişi zarar gördü.Sen bunların sorumluluğunu alırken nasıl rahat ediyorsun?
-Onlarda benim şaka olmadığımı anlasın!! senindavrandığın gibi bana saygıyla davransın! ben tedbirini alan,benimle yaşamayı öğrenen,akıllı davranan kimseye zarar vermem.Ama onlar benle dalga geçerse,kendilerini ellerindeki paraya güvenerek en güçlü sanarlarsa daha çoook zarar görürler!Her neyse şunu söylemek istiyorum,hayatta kendinden başka hiç kimseye sığınamazsın! Elnino dediğiniz kasırgada yada Marry kasırgasında sığındığınız limanlardaki yüzlerce tekneyi evlerinizin çatısına fırlattım bunu daha anlayamadınızmı?
-Peki ama senin şerrinden kurtulmak için ne yapmalıyız? tabiki bir limana sığınacağız. dedi çocuk çaresizce
-Bak küçüğüm,Tabiki sizede hak veriyorum can korkusuyla,ordan oraya koşturuyorsunuz.Ama neden ölmekten bukadar çok korkuyorsunuz onu anlayamıyorum.Aslında ölümsüz olmaktan korkmanız lazımken yüce yaratanın size sunduğu bu lutfu neden beyenmemek gibi bir saygısızlık yapıyorsunuz?
-Nasıl yani,ölüm bir lütuf mu sence diye sordu çocuk şaşırarak?
-Tabiki bir lÜtuf genç dostum,düşünsene ben milyonlarca yıldır dünyadayım.Hatta dünya benle kuruldu.Benim taşıdığım oksijenle hayat buldunuz,benim rüzgarımla çiçekler büyüdü,kuşlar benim nefesimle göç etti ve siz denizciler benim rüzgarımla yol aldınız.Kapadokya dediğiniz yerin mimarı benim.Yada piramitlerinize ben şekil verdim.Ama bütün bunları yaşarken bu dünyanın yavaş yavaş ölmesine de tanık oldum.O kadar mani olmak istememe rağmen hiroşimaya attığınız atom bombasının asit yağmurlarını taşıdım km lerce uzağa.Fırtınalar,tayfunlar yarattım sizin dünyayı ısıtmanız yüzünden ve en kötüsü essemde sitem gördüm sizden esmesemde lanet ettiniz bana.Bukadar iyiliklere vesile olmuşken sadece kötülüklerim anlatıldı hep sizler arasında.Oysa ki sizler gibi ölümlü olsaydım sadece güzel anılarım kalırdı arkamda.Sizler şanslısınız çünkü öldüğünüzde bir bakıma affediliyorsunuz.Oysa ben istemeyerekde olsa yaptığım herşeyin suçunu çekiyorum.HEMDE SONSUZA DEK!
-Hiç bu şekilde düşünmemiştim. dedi çocuk
-Hayatta hep farklı yönlerden de düşünmelisin.
-Rüzgar aslında bu hafta bir kızla tanışdım dedi çocuk.
-Ee,nasıl sana dediğim gibi hep başka denizler varmış tanıyacak değilmi? dedi rüzgar alaycı bi ifadeyle
Çocuk biraz kızgın biraz da mahçup bir şekilde.
-HAYIR,aşık falan değilim sadece arkadaşım o benim. dedi
-Siz insanlara şaşırmamak imkansız,bir insan aşık olduğu kişiyle arkadaş olamazmış gibi davranıyorsunuz dedi.Tamam aşık değilim dersin anlarım ama nedemek aşık değilim arkadaşım! Aşk zaten en yüce arkadaşlık değilmidir çocuk?
-Ya doğru söylüyosunda,alışmış işte dilim.
Dedi çocuk utanarak.
-Neyse anlat bakalım kim miş bu kız?
Çocuk;
-Kızın adı Su.Aslında çok yaralı bir kalbi var ama bir okadar da saf ve temiz.Çok büyük acılar yaşamış gencecik yaşında ve maalesef aileside hiç destek olmamış ona.Aksine bazen ailesi yaşatmış bu acıları.Kimseye güvenmiyor şu an ve maalesef hayata pek umutla baktığıda söylenemez.Ama aslında okadar güzel ve tatlı bir kızki hayatta bütün güzellikleri hak ediyor.
dedi ve sustu,usulca
-Üzüldüm kızcağız için şimdi.İsmi çok güzelmiş.Benim en sevdiğim ortaklarımdan birinin ismini vermişler kıza.Aslında sizlerin işi hiç kolay değil.Kendi tercihiniz olmayan ailenizle yaşıyor ve onların öğrettikleri gibi hayata bakmak zorunda kalıyorsunuz.Nekadar zeki olursanız yada nekadar yenilikçi olursanız olun,onların öğrettiği bir takım şeyler kalıyor sizlerde.Bunlar kimi zaman doğru,kimi zamansa yanlış oluyor fakat siz hepsinin doğru olduğunu sanıyorsunuz!Bak dostum bu kıza hayat kötü davranmış olabilir ama anlattığın kadarıyla rahatça söyleyebilirimki
bütün yaşadıklarını atlatıcakdır bu kızcağız.Üstelik bir yandanda şanslı ki senin gibi bir arkadaşı var yardım edicek.
-Peki ya benim bütün bu yaptıklarım yüzünden bana aşık olursa? ilerde yanlış birşey yaparsam bu sefer onun için daha kötü olmaz mı?
-Hani sadece arkadaştınız dedi rüzgar güldü ve devam etti.sen isteyerek kötü davranmazsın,ayrıca onu yaşatacak kişi de sen değilsin.O, sen ona yardım ettiğin için düzelebilir ama sen ufak bir hata yaptın diye tekrardan bozulmaz merak etme.Senin üstüne düşen bukadar iyi bir arkadaşının yanında olman,destek olman ve görüyorum ki sende bunu yapmaya çalışıyorsunuz.Tanrım siz denizciler diğer insanlardan çok farklısınız.Eminimki yaratan sizi yaratırken aslında insan ırkında istediği bütün iyi yanları size vermiş fakat aynı zamanda doğuştan sonsuz deniz aşkını vererek de cezalandırmış.Bak dostum,o kız la ilerde ne olacağı önemli değil.Önemli olan şu an yardıma ihtiyacı olan bir insana yardım etmen hatta belkide onu kurtarman.Sana olan saygım biraz daha arttı bu davranışından.
-Peki ama,ona yardım etmem için doğru yol nedir sence?
-Doğru yol diye bir şey yoktur bunu bilmiyormusun? sen denizcisin,ben nerden esersem eseyim senin için önemli olan benden keyif almak ve istediğin yere gitmek değilmi? hangi yolu izlediğin önemli değil amaca ulaşan bütün yollar doğrudur.Neyse şimdi benim gitmem lazım.Ben yokken söylediklerimi düşün! ve unutma amacına ulaşırken keyif almaya bak!
Teşekkürler Rüzgar,kendine çok iyi bak ve lütfen gene gel dedi çocuk.
Odanın içinde kağıtlar havada uçuşurken,rüzgar çoktan gitmişti.
Saat çoktan gece 2 ye geliyordu ve ertesi gün erken kalkması gereken çocuk istemeyerek de olsa yatağına yattı.Uyumak üzere gözleri kapanırken.Aklında rüzgarın dedikleri ve kulaklarında o kudretli sesi çınlıyordu.AMACINA ULAŞMAK İÇİN YOL ALIRKEN KEYİF ALMAYA ÇALIŞ!!!
Subscribe to:
Posts (Atom)

