Monday, 1 September 2008

Uykusuz günler

İçimi boğan,izmaritlerin kültablasından taşmasına neden olan ve beynimi düşünceler mengenesinde her an daha fazla sıkıştıran bu iğrenç şey de nedir? Hey size söylüyorum duvarlardaki gölgeler! biliyorum hepiniz cansızsınız, sadece etraftaki eşyaların kalıntılarısınız.Beni korkutamazsınız! diye bağırdı çocuk

Günlerdir doğru dürüst uyku yüzü görmemişti çocuk ve işin daha vahim tarafı uykusuzluğunun sebebini bilmiyordu.İçinde onu yoran ve bunaltan bir his vardı ama daha ne olduğunu anlayamıyordu.Bütün bu uykusuzluğu sigara ve çayla desteklerken anlamlı,anlamsız her durum için plan yapıyordu.Kah piyango çıkarsa yapacaklarını düşünüyordu uzun uzun,kah evlerine hırsız girerse yapacaklarını,yada olurda bir finansör çıkarsa kuracağı işleri.Ancak herşeyden çok ne hakkında plan yaptığını masasında duran kitaplar eleveriyordu.Annesinin girmesine izin vermediği odasındaki masa; günlerdir temizlenmemenin verdiği rahatlıkla herzaman açık olan pencereden giren tozun meskeni olmakla kalmamış aynı zamanda dünya seyehati ile ilgili kitapların,deniz haritalarının,daha önceden seyehat eden kişilerin seyir defterlerinin ve denizcilik kitaplarınında yerleşkesi haline gelmişti.Her anı nı bu düşüncelere ayırmış gibiydi çocuk, duvarında asılı duran dünya haritasının üstündeki notlar giderek haritayı kaplamıştı.

Başka yolu yok çıkıcam bu dünya turuna diye söylendi çocuk

Değişik birsürü rota içinden daha önceden denenmiş olanlara daha sıcak bakıyordu ancak rotaların,gidilecek yerlerin hatta kalınacak koyların bile listesi hazırken dünya turuna elverişli bir teknesi yoktu.

Bu böyle olmayacak, kesinlikle bu maceraya uygun bir tekne bulmalıyım ve onu bu seyehata hazırlamalayım diye düşündü çocuk.

Peki ama nasıl? işten aldığı üç kuruş maaş la bu tekneyi almaya kalksa 50 yaşına geldiğinde,direksiz bir hurda alabilirdi ancak.Sigarasını daha bir derin çekerken gerçekten işe yarayacak bir yol düşünmeye çalıştı ama bu öyle "hırsız gelirse naparım" sorusunun cevabı kadar kolay bir soru değildi.Aslında istediği öyle ahım şahım bir yelkenli yat değildi.Sadece içinde tek başına dünya turunu tamamlayacak ve erzak stoklayacak kadar büyük, deli dalgalara direnebilecdek kadar kuvvetli olsa yeterdi.

Allahım bu uykusuzluk bitiriyor beni.Sanki tamamlamam gereken bir görev varmış ve tamamlayıncaya kadar uyumam yasaklanmış gibi hissediyorum.Aslında aynı o ünlü romandaki Kaptan Ahad gibiyim; beyaz balinanın peşinde haftalarca,aylarca o okayanusdan,bu okyanusa dolaşan kaptan Ahad da, gecelerce uykusuz güvertede volta atmıştı.Fakat sonu balina için güzel,Ahad için kötü biten bir kitaptı diye düşündü.Acaba bende Ahad gibi deliriyormuyum,yoksa bende bu dünya seyehati olayını sırf kişisel bir hırs haline getirdim ve bu takıntım beni delirtiyormu?!

Fakat hayır bu kişisel bir hırs değil! benim yerimin denizler olduğu apaçık ortada.Üstelik bu kirli,nankör,ruhsuz,acımasız ve aç gözlü şehirde nekadar yaşayabilirim ki? diye düşündü ve bu düşüncelerini doğrulamak için o günkü gazetenin iç sayfalarından bir haberin başlığını yüksek sesli okudu "yardım etmeye çalıştığı yaşlı kadın,kendisine yardım eden kızı kaçırarak öldürdü" ve haberin içeriğini okumaya devam etti trafiklambalarının bozuk olduğu yolda karşıya geçmek isteyen yaşlı kadına yardım eden kız,kadın tarafından bayıltılıyor ve bir taksiyle şehrin ortalık bir semtine götürülüyor.Kadın taksiciden baygınlık geçiren kızını taşıması için yardım istiyor ve gerçek ertesi gün kızın cesedi bulununca ortaya çıkıyor.Kızın türlü organları vicudundan alınarak öldürülmüş ve cesedide bir çöp konteynırına atılmış!

Allahım artık yardım isteyen yaşlı teyzelerede güvenmeyeceksek kime güveneceğiz diye düşündü çocuk? ve devam etti yine Para! zaten bu dünyada herşey para için yapılır hale gelmiş.Gastedeki bütün haberlerin sebebi para; ünlü manken çıplak yakalandı,neden para! 8 çocuğu ve yatalak kocası olan kadın fahişelik yaptı, neden para! banka taksitlerini ödeyemeyen memur rüşvet aldı,neden yine para hatta kahrolası teknemle dünya seyehatine çıkamamamın nedeni yine lanet olası PARA!

Bir zaman makinesi icat edebilseydim tek yapmak istediğim şey heralde Lidyalıları yok etmek olurdu diye söylendi!Bide O kızla tanışmamak isterdim diye ekledi sessizce.
Evet kız.O en önemli zamanda onu terkeden,verdiği bütün sözleri bir lokmada yutan ve çocuğun bu çaresiz hallere düşmesine neden olan O kız! Artık izmaritine kadar yanmış sigarasını söndürüp yeni birtane yaktıktan sonra düşünmeye devam etti, geçen hafta şans eseri karşılaşmıştı kızla.Aslında çocuk sadece çok sevdiği deniz kenarında yürüş yapıyordu fakat deniz kenarındaki pahalı restoranların birinde kız ve bir adamı sarmaş dolaş görmüştü ve uzaktan seyretmişti.Kız çok mutlu gözüküyordu,adamda öyle tabii, aslında burda tek mutsuz olan çocuktu! kızla adam birbirlerini öpücüklere boğuyor kalan zamanda ise şişesinden çocuğun maaşı kadar olduğu anlaşılan içkilerini içiyorlardı.O dakika ne yapacağını,ne düşüneceğini şaşırmıştı çocuk.içinde çok derin bir öfke ve daha yoğun bir kaçma isteği vardı.Üzerinden bu kadar zaman geçmesine rağmen kızın başka biriyle bir ilişki yaşaması ve işin garibi onların mutluluğu adeta delirtmişti çocuğu.Hızlı adımlarla ordan uzaklaşırken titreyen ellerine hakim olamıyor,yutkunacak tükürük bulamıyor ve sanki bir demir yumruk kalbini sıkıştırıyor gibi hissediyordu.

O günü tekrar yaşayan çocuk sigarasından deribi nefes aldı ve yüksek sesle konuştu

-NEDEN?,TABİİ Kİ PARA!

Bu düşüncelerle pencereden görünen aya baktı ve sanki ayla konuşurmuşçasına

-Sende o koskoca karanlık içinde benim gibi yanlızsın, sende aynı benim gibi başkasının gönderdiği ışıkla etrafını aydınlatmaya çalışıyorsun. ve sende benim gibi yüzüne aldığın sayısız darbelerle yaşlanıyorsun! peki ama neden hala ordasın? NEDEN BEN DE HALA BURDAYIM!!!

Bu sözler ağzından döküldükten kısa bir müddet sonra Ay bir anda göz kamaştırırcasına parladı ve bu yüksek ışık hızla çocuğun odasına girdi.Çocuk ne olduğunu anlamaya çalışırken,

Merhaba çocuk diye bir ses duyuldu.Çocuk gelenin Diana olduğu sesinden anlamıştı.

-Hoş geldin Diana dedi çocuk.

-Hoşbulduk
dedi Diana ve devam etti

-Bukadar içten,bukadar hüzünlü ve bir o kadarda nefret dolu sözleri bana bakarak söylemen beni çok etkiledi dedi.

-Aslında bazen beni duyabildiğinizi unutuyorum.O yüzden seni kırdıysa kusura bakma dedi çocuk

Diana
-Hayır beni kırmadın,aslında sanki benim ağzımdan konuştun.Biliyorum seninle tanışmamız çok hoş olmadı ama senin bukadar duygulu olduğunu farketmek beni buraya getirdi.Ansızın geldiğim için özür dilerim dedi

Çocuk
-önemli değil zaten rüzgardan alışığım ben misafirlere.Gerçi sizlere bir şey ikram edemiyorum ama kusura bakma dedi alaycı bir dille

Diana
-Evet ikram dedi,güldü ve devam etti biliyormusun kimse bana bir şey ikram etmedi bugüne kadar.Tamam benim için adaklar adandı,kurbanlar verildi ama bu ikram farklı birşey.Karşılık beklemeden sadece misafir olduğun için sana sunulan ve içten gelen bir şey.

-Hiç böyle düşünmemiştim diye cevap verdi çocuk

Diana
-Ee anlat bakalım neden bukadar canın sıkkın,neden bu kadar dertlisin

Çocuk
-Aslında çok bir neden yok.Sadece bu lanet şehirden ve monotonlaşmış hayattan bıktım.

Diana
-Sen birde benim yerimde olsan neyapardın acaba? milyonlarca yıl yanlız kalmak,sana verilen sıfatların ve değerlerin elinden alınması ve dertlerini dinleyecek tek bir dostunun bile olmaması ne demek biliyormusun?

Çocuk
-Sen bu tanrıçalık işine biraz fazla kafayı takmışsın.Boşver kimse sana tanrıça demese ne olur yani? ayrıca dostum yok diyorsun ama bizlerin yarattığımızı söylediğiniz okadar tanrı senin arkadaşın dostun değilmi? mesela ben rüzgarla,pardon eolos la konuştuğumda kendimi çok iyi hissederim.Sen neden onunla konuşmuyor dertlerini anlatmıyorsun?

Diana
-Ne rüzgarla ben neden mi dertleşmiyoruz?! birde o huysuz ihtiyarla dost mu olucağım yani? saçma saçma konuşma çocuk.İki dünya bir araya gelse ben o zavallı tanrıcıkla bir araya gelmem.Ben koskoca Doğa,Bereket ve ay tanrıçasıyım o sümsük rüzgar efendisiyle ne işim olur?!

Çocuk
-İyide sen artık tanrıça değilsin.Ayrıca inan bana rüzgar çok iyi bir dost.Bence en azından onunla konuşmayı denemelisin.

Diana
-Neyse boşver şimdi rüzgarı diyerek geçiştirdi ve devam etti diğer tanrılarlada konuşmak o kadar kolay değil.Kimi senle konuşmayacak kadar burnu havada,kimide aynı rüzgar gibi konuşmaya değmeyecek kadar küçük tanrılar.

Çocuk
-Bu statü meselesinden nefret ederim.Düşünsene herkes birbirinden farklı olmak zorunda değilmi o zaman bu statü meselesini bukadar kafaya takan birinin yanlız kalması şart.Ayrıca bende statü olarak senden düşük değilmiyim sanki? nede olsa bir faniyim.

Bu konuşmalar olurken açık pencereden içeri hafif bir esinti oldu ve rüzgarın sesi duyuldu.

-Hayır küçük dostum.statü olarak bizden düşük değilsin!aslında sen hepimizden yücesin çünkü siz bize inanmadığınız müddetçe biz tanrı falan değiliz.

Çocuk sevinçle
-Hoş geldin yüce dostum dedi ve ekledi sen bu statü meselesine inanmıyorsun değilmi?

Diana lafa girerek,
-kahrolası ihtiyar, beş dakika olsa bir faniyle yanlız konuşmama dayanamadın değilmi? hem zavallısın hemde kıskançsın dedi

Rüzgar kızgın bir dille,
-Diana hatırlatırım ki küçük dostumuzla aramıza giren ilk sen oldun,hem ayrıca ben aranıza girmek değil hep beraber konuşmak istidiğim için geldim.dedi

Çocuk
-İşte benimde bahsettiğim buydu,neden sanki hep beraber sohbet edemiyoruz?

Diana
-Asla zaval bir tanrıcıkla sohbet falan edemem,herkesin yerini bilmesi lazım.

Rüzgar
-Uranos'un tohumu olduğun nekadar da belli Diana aynı onun gibi kibirlisin.Ama sırf bu kibirin yüzünden yanında kimse yok!

Çocuk
-Uranos'da kim dedi şaşkın bir dille

Diana
-Kendisi benim en sevdiğim atalarımdandır ayrıca Gök tanrısıdır.Yer tanrısı Ainos ile birlikte bütün tanrıların atalarındandır

Rüzgar
-Ayrıca son derece kibirli ve kendi çocuklarını yiyecek kadar gaddardır da. diye ekledi

Biraz kafası karışan ortada dönen atışmaya dikkat etmeye çalışsada bir an için problemlerini unuttuğunu haturladı ve hala tartışmaya devam eden Diana ve Eolos a dönüp.

-Biran olsun tartışmayı bırakıp benim problemime odaklanırmısınız lütfen diye yakındı

Sessizliği rüzgar bozdu ve

-Hayırdır küçük dostum,ne konuda yardım etmemizi istersin? diye sordu

Çocuk
-Biran önce dünya seyehatine çıkmalıyım ancak bunu gerçekleştirecek teknemde,paramda yok! ve ne yapacağımı bilemiyorum dedi.

Diana
-Boşver ne yapacaksın dünya seyehatini,sen en iyisi karada kalıp zengin olmaya bak.hem böylelikle sana hizmet edecek hizmetçilerin,bir dediğini ikiletmeyecek uşakların olur dedi

Rüzgar araya girerek
-Allah aşkına biran olsun şu kibirini köşeye koy Diana! küçük dostumuz bir denizci ve ancak denizde mutlu olabileceğini düşünüyor.

Çocuk
-Rüzgar doğru söylüyor Diana, hem ben öyle hizmet edilmekten hoşlanmam.Beni çok sıkar öyle işler.Tek istediğim bir tekneye sahip olup dünyayı dolaşmak ama teknem yok dedi.

Konuşmalar uzarken hava aydınlanmaya başlamıştı

Diana
-Kusura bakmayın ama benim gitmem gerek.Bu arada hiç fena bir akşam değildi her ikinizede çok teşekkür ederim.Ve eolos lütfen diğer tanrılara senle zaman geçirdiğimi anlatma dedi.

Çocuk teşekkür edip gülegüle dedikten sonra Diana,Eolosun konuşmasını beklemeden geldiği kadar parlak ışığıyla odayı terk etti.


Rüzgargar Diananın arkkasından kısa bir müddet söylendikten sonra,
-Sen ne zamandır uyumuyorsun? diye çocuğa sordu.

Çocuk
-Günlerdir doğru dürüst uyumadım. Sanırım uykusuzluğumun nedeni kafamdaki bu sorular dedi.

Rüzgar
-Uyumalısın ama!dedi ve ekledi hem üstelik şimdi kendini bukadar yorarsan bu dünya seyehatine nasıl hazırlanacaksın? diye sordu,

Çocuk
-Rüzgar zaten bu seyehate çıkmak için gerekli tekne olmaması,uyuyamamın en önemli sebeplerinden lütfen dalga geçme benimle dedi.

Rüzgar
-Sen merak etme, ben o problemi çözmeye çalışıcam.Fakat senden tek isteğim kendine iyi bakman.Şimdi lütfen gönlünü ferah tut ve birazcık uyu dedi.

Çocuk
-Gerçekten bir tekne almama yardım edebilirmisin? diye sordu

Rüzgar
-Dostum ben rüzgarım.Bir denizci olarak bana inancı yokmu? diye sordu

Çocuk
-Tabiki var ama. demeye kalmadan

Rüzgar
-Tamam öyleyse hadi şimdi sen yat.Bende gidip neler yapabileceğimi düşüneyim dedi.

Çocuk
-Sen gerçekten benim için çok önemli bir dostsun rüzgar.Kendine iyi bak hoşçakal dedi

Rüzgar odadan hafif bir meltem eşliğinde çıktı ve çocuk günlerdir süren uykusuzluğuna inat yatağa başını koyup, gözlerini yavaşça kapayıp,yapacağı dünya seyehatini rüyasında da görmeyi umud etti.

No comments: